Zil çalınca teneffüse çıkmıştık. Hava sıcaktı, çok susamıştım. Koşmalı bir oyun mu oynamıştık da o kadar susamıştım o kısmını anımsayamıyorum. Ramazandı, oruçluydum ama oruçlu olduğumu unutmuştum.
Bizim sınıfın tam karşısında yan yana beş altı tane musluk vardı. Musluklardan birini açtım, elimi yıkadım sonra ellerimi birleştirip avucuma su doldurdum, tam kana kana içeceğim, arkadaşım görmüş beni, seslendi “Ayşe sen oruçlu değil miydin?” O anki hissimi anlatamam, suyu atıverdim elimden lavaboya, evet, tabi ki oruçluydum ama unutmuştum işte. “Unuttum” dedim arkadaşıma ama canım sıkılmıştı, aynı anda birkaç şeye.
Daha ilk ders, “oruçluyum ben demiştim,” beni su içmek üzereyken gören arkadaşıma, ince bir gururla. Şimdi aklından ne geçiyordu? “Demek oruçlu değilmiş” mi, “ben görmesem az daha orucunu bozuyordu” mu? Bilmiyorum, çocuk aklımla bir de şuna üzülmüştüm kendi kendime; ben gerçekten oruçluydum ama unutmuştum, su içecektim ve unutarak içtiğim için orucum da bozulmayacaktı. Hem susuzluğumu gidermiş hem de sevabı kapmış olacaktım. Neden görmüştü ki sanki arkadaşım beni?
O yıl demek ki Ramazan ayı yaza denk gelmiş, okullar da henüz kapanmadığına göre aylardan haziran olsa gerek. Emin olmak istedim, orta birde olduğuma göre yıl 1983’tü. “Ne kadar da uzun zaman geçmiş üstünden, o günden bugüne onca yılı hangi ara yaşadım ben” diye; fark etmeden geçen yıllara hüzünlendim biraz.
Neyse, daha emin olmak için yapay zekâya sordum. 1983 yılında Ramazan ayı, 14 Haziran’da başlamış. 13 Temmuz’da bitmiş. Hava sıcaklıkları haziran boyunca 25 ile 28 derece arasında seyretmiş ve o yıl okullar 1 Temmuz’da kapanmış. Demek o kadar geç kapanıyormuş o zamanlar, unutmuşum, şaşırdım.
“Tuttuğum orucu unutma” anımdan, biraz daha gerilere 7-8 yaşlarıma gidiyorum şimdi. Ramazan ayının çocuklar üzerinde farklı bir etkisi vardı, kendimden biliyorum. Çocuk aklımın hissettiği; oruç tutmanın heyecanlı, sıra dışı, maceralı bir iş olduğuydu, üstelik bu maceralı iş biz çocukların değil, büyüklerin başının altından çıkıyordu. Bütün gün yemeden içmeden duracaksın, topluca, konu komşu herkesin katıldığı, “bakalım bunu kimler başarabilecek karşılaşması” gibiydi bu iş. Hem yarışmayı kazananları da Allah Baba daha çok seviyordu.
Akşam ezanı yaklaşınca, balkonlarda pencerelerde insanlar çoğalırdı. Küçük, büyük, ezanı beklerdik. Ezan okunur, sofra başına. Bu da çok sıra dışı gelirdi bana, şehir şehir, neredeyse bütün insanlar aynı anda su içiyor, aynı anda pideye elini uzatıyor, çorbasını kaşıklamaya başlıyordu, büyük, ortak, huzurlu bir duyguyla.
Sema, bitişik dairede oturan arkadaşımdı; sanırım benden bir yaş küçüktü. Sahurda gecenin bir vakti davulcu geçerdi, güm güm davulunu döverek. Davulun sesini ilk kez duyduğumda pencereye koşmuştum, davulcuya bakmak için. Sema’da çıkmıştı pencereye. Aramızda bir metreden az bir mesafe vardı. Gece vakti sokakta in cin top oynarken, davulcu hiç korkmadan tek başına davulunu çala çala gidiyordu. Biz diğer günlerde o saatte tatlı uykusunda olan, ancak gündüzleri görüşebilen iki küçük arkadaş geceleyin pencere önünde laflıyor, bir yandan da korkusuz davulcuyu izliyorduk. Sıradışı değildi de neydi bu yaşadıklarımız, çocuk hayatlarımızda. Ertesi gün karşılaşınca sözleşiyorduk, gece davulcu gelince gene pencerede buluşalım diye.
Çocukken yaşadığım Ramazanları düşününce ilk bu hatıralar gelir aklıma.
Bir tadı vardı o günlerin. Ayrışmanın olmadığı güzel günlerdi o zamanlar. Çocuk zihnim toplumsal birlik duygusunu anlatamıyordu belki ama hissediyordu.
O yıllarda ibadet, belirli bir kesime veya görüşe “ait” değildi. Toplumun çoğunluğu örtülü, örtüsüz, şu veya bu siyasi görüşten bağımsız olarak, doğal bir birlik hissiyle ibadetlerini yerine getirirdi. Örneğin benim babam; Atatürk’e, Laik Cumhuriyet’e sevdalı biriydi, Cumhuriyet gazetesi okur, orucunu tutardı. Bayram sabahları erkenden kalkar namaza giderdi. İnanç başka, ibadet başka, dünya görüşü başka bir şeydi.
Oysa bugün inanç ile siyasi kimliklerin daha iç içe geçtiğini ve toplumda ayrışmaya yol açtığını ağır bir şekilde deneyimliyoruz. Bazı şeyler hiç bozulmasaydı keşke.
Dilerim, eski Ramazanların huzuru ve birlik duygusu bu günlere de yansısın. Ramazan ayı hepinize, huzur, bereket ve sağlık getirsin. Hayırlı Ramazanlar…