Edebiyatın her dalında, romanlarda, öykülerde, deneme, makale ve fıkralarda, mizah yazılarında bayramlara yer verilmiş. Şairlerimiz de bayram temasını bol bol kullanmışlar.

Divan şiirinde bayramlarda sunulan kasidelere “İydiye” adı verilmiş. Nedim, Damat İbrahim Paşa’ya sunduğu iydiyede:

“İydin mübarek olsun eyâ âsaf-ı cihân

Gelsin edeble pâyına bûs etsin âsümân

Tutsun cihânı debdebe-i tabl-ı haşmetin

Olsun felekte devlet-i câhın cihan cihan cihan

Tebrik eylemek sana iydi mücazdır

Sen iyde ol mübarek eyâ Ca’fer-i zaman. ...”

diyor ve akla hayale gelmedik övgüler düzdükten sonra kasidesini şöyle bitiriyor:

“Ey sadr-ı muhterem ede Hak iyd her günün

Vasfında ola böyle Nedimâ şeker-feşân.”

Yine Nedim’in bir şarkısını hatırlarsınız:

“Sevdiğim canım yolunda yeksan olduğum

İyddir çık naz ile seyrana kurban olduğum

Ey benim aşkınla bülbül gibi nalan olduğum

İyddir çık naz ile seyrana kurban olduğum”

Eski şiirimizde bayramlar, sultanları, zaferleri, maneviyatı çağrıştırmakta. Hatırlayacaksınız, Yahya Kemal, Süleymaniye’de Bayram sabahı adlı şiirine şöyle başlar:

“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.”

Tuna boylarından bir fetih haberini ulaştıran ulakların sesi kulaklarınızdadır bu muhteşem şiir boyunca.. Mehmet Akif’in Fatih’teki eski bayramları anlattığı şiirinde, salıncakları, çadırları, buradaki bütün kişileri, renkleri ve çıkarılacak hisseleri gözlerimizin önüne serer.

Bayramlar da çocukların, yastığının altında bayramlık kunduralarını sakladıklarını, bu tür anıları anlatan öyküleri anımsarız. Şiirimizde de bu öykülere yer verilmiş. Tevfik Fikret, Haluk’a paylaşmayı, sevinme imkânı bulunmayan çocukları da hatırlamayı öğütlemiş ve öğretmiştir:

“....Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;

Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;

Biraz güzellensin

Şu ru-yı zerd-i sefalet... Evet meserrettir

Çocukların payı; lâkin sevincinle

Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor... Halûk, dinle!” diyor.

Halk şiirimizde bayramlar anlatılırken hüzün ağırlık kazanıyor. Bunun nedenini gurbet duygularının halkımızın genlerinde var oluşunda arayabiliriz. Bayramlar, gurbette, sevinçle hüznün sarmaş dolaş olmasıdır. Cephede, hastanende, mahpushanede, ekmek parası için yaban ellerde kalanlarda gurbet duyguları daha ağır basar bayramlarda. Onların duygularına halk ozanları ayna olur. Çoğu Ozan Arif gibi düşünür:

“Bu kaçıncı bayram vatandan uzak,

Saya saya usandım ben bıktım ben.

Umutlar karlı dağ hayaller kızak

Kaya kaya usandım ben bıktım ben. ….”

Yalnız halk şiirinde değil, çağdaş Türk şiirinde de böyle. Derler ki matem ehlinin bayram arttırır yasını. Necip Fazıl’ın şu iki dizelik şiiri, içimizdeki bayram coşkusunu hüzne dönüştürüyor:

“Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;

Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var”

Buyurunuz bakalım. Bir hüzün de Cahit Sıtkı Tarancı’dan. Tarancı’nın yerine kendinizi veya yakın bir zamanda kaybettiklerinizi koyabilirsiniz. “Evet bu duyguları ben de yaşadım” diyebilirsiniz:

Korkarım felekte bir gün

Bir bayram yemeğinde.

Anam, babam gibi kardeşlerim de,

En güzel dalgınlığında ömrün.

Beni gurbette sanıp

Keşke gelseydi bu bayram

Diyecekler.

Ve birdenbire yürekler,

Aynı acıyla yanıp

Hepsinin gözleri yaşaracak.

Öldüğümü hatırlayarak.

Ramazan Bayramı’nın ikinci ve üçüncü günleri, kurban bayramlarının da ikinci, üçüncü. Dördüncü günleri gazetemiz yayınlanmıyor. Herkesin bayramını sağlık esenlik içinde kutluyorum. 31 Mayıs’ta yine bayram konusunda buluşmak dileğimle.