Şubat sonlarıydı, daha önce hiç geçmediğim bir sokaktan, beklentisiz, kısmetlerimden habersiz, yürüyerek geçiyordum. İlk olarak, dev bir limon ağacı çıktı karşıma. Daha önce hiç bu kadar büyük limon ağacı görmemiştim. Yeşil yaprakların arasında bir sürü sapsarı limon, nasıl da güzel görünüyorlar.

Çiçeklenmiş ya da meyvelenmiş bir ağaçla karşılaşmak bünyeme, aniden çok sevinçli bir mutluluk dalgası yayar. O çok katmanlı duyguyu anlatabilmeyi çok isterdim. Minnet, şefkât, kıyamama, sevgi, şükür, Yaradanın ince işçilikli sanatına derin hayranlık… Ben daha ne diyeyim, öyle bir etki ki gözlerim dolabilir ağlayabilirim de.

Bir evin bahçesinde bir limon ağacı… Ağacın limonları hane halkınındır. Muhtemel konu komşuya da ikram ediyorlardır. Ama o limon ağacı, gören herkesindir. Seven herkesindir.

Saatlerce baksam doyamayacağım bir güzelliğe, olduğum yerde kalakalmış halde ne kadar bakarım bilmem... “Bir ben miyimdir böyle” diye düşünmeden de edemem.

Limon ağacına bağlandığım halden çıkıp yürümeye devam ettiğimde ne görsem beğenirsiniz! Gelin gibi bembeyaz çiçeğe bürünmüş bir erik ağacı… Ah, demiştim görünce; “sen ne yaptın küçüğüm, şubattayız, mart bile gelmedi daha. Bu coşku bu acele ne? Yazık olmasa bari çiçeklerine, havalar soğuk.”

“Hayat için, mutluluk için sevinç için bir acele,” dediğini duyar gibi oluyorum. Dalı boyunca sıkışmış o küçücük tomurcukları, o dar kabuğun içinde bekleyen beyaz çiçeği… İçerideki o sıkışıklığı… Bir an önce dışarı fışkırma isteğini, sabırsızlığını anlar gibi oluyorum. Garip bir şekilde insan anlıyor bunu. Çünkü insanın içinde de bazen böyle bir şey olur. İçimizde büyüyen bir sevinç… Henüz zamanı gelmemiş bir umut… Dünyaya çıkmak için sabırsızlanan bir duygu…

Bahar tam olarak böyle duyguların, bir de yeniden başlamanın mevsimidir.

“Bahardaki bu sabırsız sevinç ve umut karşısında Aziz Nesin’in “Arkadaşım Badem Ağacı” şiirinden birkaç dize geliyor aklıma;

“Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar

Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakışı..
Açarsın çiçeklerini…”

Kötülük, dünyayı zor bir yer yapmaya devam ediyor. Gençler çocuk sahibi olmadan önce uzun uzun düşünüyorlar. “Böyle bir dünyaya çocuk getirmek doğru mu, bu bencilce bir istek mi” diye sorguluyorlar? Evet, kötülük dünyayı zor bir yer yapmaya devam ediyor ama insanlık var olduğu günden beri dünya, zaten hiçbir zaman kolay bir yer olmadı ki.

Ağaçlar her bahar, “sonu ne olur” diye düşünmeden çiçeğe duruyor. “Ben böyle bir dünyaya çiçek açmak istemiyorum, böyle bir dünyaya meyve vermek istemiyorum” demiyor. En hakikisinden inatla, umutla, “hayat, yeniden hayat” diyorlar. Doğa en iyi öğretmen olmaya devam ediyor.

Sanki iki eski dost aynı kapıda buluşmuş gibi, bu yıl Ramazan Bayramı baharın ilk ayına denk geldi. Bahar ve bayram sözcüklerinde güzel günleri, umudu çağrıştıran bir şeyler var. Bayramda düşünmüş ve dilemiştim; “bayram ve baharın buluşmasının bizim sezemeyeceğimiz mucizeleri olsa, bayram bu yıl baharın omzuna kendi ruhunu bıraksa” diye.

Belki o zaman toprak yağmura doyar, yangınsız bir yaz olur, ağaçlar meyveyi, tarlalar ürünü bol verir, bereket olur, çiftçinin yüzü güler.

İşte bu umut ve bereket, sadece toprakta değil, kalplerimizde de filizlenmeli..

O halde dileyelim; bahar yenilenmenin tazeliğini ve umudunu kalplerimize ulaştırsın.

Ve yine dileyelim; yaz, havada yanarak uçan kuşların, kabuğu yanmış kaplumbağaların, börtü böceğin, tavşanların, koyunların ve keçilerin acılı seslerini değil:

Ellerinde ay dilimi karpuzlarla, al yanaklı gürbüz çocukların şen kahkahalarını getirsin hepimize…