Keşke bu başlığın ardından, başarıya koşan bir futbol milli takımından bahsedebilseydim.
Ancak öyle değil.
Avustralya ile yaptığımız maç beni bu düşünceye sevk etti.
Dünya Futbol sıralamasında önünde olduğumuz Avustralya'dan, piyasa değeri 6 katın üstünde olan milli takımımız (Türkiye'nin kadro değeri 470 milyon avro, Avustralya'nın 73 milyon avro), dünkü maçta futbol adına bir şey üretemedi.
Futbol sadece değerli futbolcuların bireysel yeteneklerini sergilediği bir oyun değildir.
Taktik ister, oyun kurgusu olmalıdır, maçın gidişatına göre müdahale gerektirir. Bunları yapacak kişi de takımın teknik direktörüdür.
Bunlardan hiçbirini izlediğimiz maçta göremedik. Demek ki Montella'nın futbol seviyesi bu kadar. Aslında Montella bunu belli ediyordu ancak Dünya Kupası'na kazanma hakkını elde edince bir anda herşey güzel göründü gözümüze. Bu hakkı elde eden bir teknik direktöre dokunulamazdı elbette.
Dünya Kupası'nda olası bir başarısızlık durumunda, Türk futbolu için son derece kifayetsiz olan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na bir kurban gerekiyordu. Dünya Kupası'na katılma hakkı elde eden takımımızın başında sınırlı yetenekleri olan Montella'nın olması biçilmiş kaftandı Hacıosmanoğlu'na göre. Hem bu şekilde belki de daha önce oyuncular için verdiği villa sözü unutulurdu!
XXX
Avustralya milli takımı, oyuncularımızın üzerinde oldukça çalışmış bu belli oluyordu. Kim nasıl durdurulur, oyun nasıl yönlendirilir, ne zaman atak yapılır hepsi çalışılmıştı.
Peki ya biz? Avustralya defansını nasıl aşarız, kontrataklara karşı ne gibi önlemler alırız gibi çalışmaları yapmış mıydık?
Hayır.
Gelelim dünkü oyunda futbolcularımızın durumuna.
1,73 metrelik santrafor Kerem, 1,98 metre boyundaki stoper Soutter ile kafa topu mücadelesi yapıyordu. İkinci gol, onun orta sahada saçma bir şekilde kaptırdığı top nedeniyle yenildi.
Barış tam bir bal vermez arı gibiydi. Hücumda ayağına aldığı topları hiçbir şekilde pas olarak kullanmadı. Hemen hepsi bilinçsiz ortaydı. Saçlarını punkçı yapacağı yerde keşke futboluna odaklansaydı.
Yerine ikinci yarıda giren Kenan'ın ayağına top geçtiğinde ne yapacağı çok belli. Onu çözen rakip defans oyuncusu baskı yaptığında topu istediği şekilde kullanamıyor.
Ferdi, eski Ferdi değil. Standart bir oyuncu görünümündeydi.
Zeki de Ferdi'ye katılınca kanat oyuncularına destek istenilen düzeyde olmadı.
İsmail, bahis operasyonunda TFF'den aldığı desteğin karşılığını veremedi. Malumunuz takım arkadaşı Mert Hakan'ın bir maçta üzerine oynadığı 2 sarı kart görür bahsinin tutması için son dakikalarda ikinci sarı kart görmek için insan üstü bir çaba göstermiş ve sonunda başarmıştı! TFF ise bu durum ortaya çıkmasına rağmen hiçbir ceza vermemişti İsmail'e.
Diğer futbolcular içerisinde biraz Arda göze batıyordu o kadar. Diğerleri vasat veya altındaydı. Hücumda çoğalma yeterli değildi, etkili paslaşmayla rakip ceza sahasına hemen hiç girilemedi. Avustralya defansı arasında kayboldu gitti bizim milliler.
Bu sırada Montella da bizim ekranda seyrettiğimiz gibi maçı izliyordu, ancak bir farkla en iyi yerden.
XXX
Bu maç bitti, önümüze bakalım. Tüm olumsuzluklara rağmen halen 32'ye kalma şansımız var.
12 grubun birincileri ve ikincilerinin yani sıra üçüncüler arasında en iyi 8 takım daha son 32'ye kalacak.
Önümüzdeki ABD ve Paraguay maçında alınacak puanlar kadar averaj da önemli.
Bu nedenle işi bırakmak yerine daha sıkı bir şekilde sarılmalıyız.
Elimizdeki kadronun değerine göre bir kadro yapılanması ve taktikle olmayacak bir şey değil. Takım havaya girerse başarının devamı da gelir.
Diğer konular için organizasyon sonrasını beklemek gerek.