Şair, yazar, çevirmen Ahmet Necdet 2010 yılının mayıs ayında aramızdan ayrılmıştı. Pera Palas şiir toplantılarında birlikte olurduk. İyi görüşürdük. Bana, doğa ve anlık gözlemleri ön planda tutan, genellikle 5-7-5 hece ölçüsüyle yazılmış üç dizeden (toplam 17 hece) oluşan geleneksel Japon şiiri olan haikuları öğretti. Onun bir şiirini aktardıktan sonra, içki konusunda yazacağım:
“geceler kör ve sağır/ses vermeyen bir kuyu
haklı kılar uykuyu ve uyuşturucuyu
ağzındır çiçek açan erguvan gökte
yeşertir bir aşkı ve küçücük bambuyu
Anka'ya işmar eder zümrüt ve yakut
çıldırtmak için serkeş bir kuyumcuyu
bu yüzden kana boyar aklının saçağında
tüneyen tahta kuşlar bütün Ortadoğu'yu
ne kadar içsen de kandırmaz artık seni
yaranı azdıran o bengisuyu
yürek bir mermi gibi sürülür yalnızlığa
mutlandırırsın tetiği ve namluyu
sendin ve büyüten de hep sen olacaksın
göğsünde akrep diye sakladığın korkuyu
Ahmet Necdet ne kaldı sana bunca yangından
kendine dert ettin de aşk denen kuruntuyu”
Ahmet Necdet’in “Sana Bunca Yangından” adını verdiği şiirini okurken, şiirin mesajını, yorumunu, şiirsel özelliklerini bir yana bırakıp çocukluk günlerine gittim. Bilmem yine var mı? Okullarda öğrenciler arasında “kollar” kurulurdu. Kimimiz Kızılay, kimimiz Yeşilay, kimimiz Temizlik kollarının üyeleri olurduk. Bir yıl “Yeşilay” koluna girmiştim. Mart ayının ilk haftası, Yeşilay Haftası olarak anılırdı. İçkinin, sigaranın, uyuşturucunun zararlarını ilişkin ödevler yapmış bir hafta boyunca okumuştuk. Anımsıyorum; sigaranın zararlarını anlatan rahmetli öğretmenimizin ağzından sigara düşmezdi. Bir komşumuz vardı, ayyaşın tekiydi ama, bizlere “içki içmememizi” öğütlerdi.
Tanrı kimseyi muhtaç etmesin. Kızılay sıkça gündeme geliyor. Ama Yeşilay’ın arada sırada dergisini görüyorum, ama sesini soluğunu pek duymuyorum. Bu Yeşilay’ın işlevinin bitmişliğinden değil. Günümüzde giderek gereksiniminin arttığından kuşkum yok. alı.
Charles Bukowski’nin bir şiiri gözüme takıldı. Kesip ayırdım:
“ 'aynı kadınla iki kez / evlenerek hayatımı mahvettim'demiş / William Saroyan. / hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler / her zaman vardır, / William, / neyin veya kimin / bizi önce / bulduğuna /bakar, / mahvolmaya hep / hazırızdır. / mahvolmuş hayatlar / olağandır / bilgeler / için de / ahmaklar için de. / ancak / o mahvolmuş hayat / bizimki /olduğunda, / işte o zaman / farkına varırız / intiharların, ayyaşların, hapisane kuşlarının, / uyuşturucu müptelaları ve benzerlerinin. / varoluşun / menekşeler kadar, / gökkuşağı / kasırga /ve /tamtakır /mutfak / dolabı / kadar / olağan bir parçası olduklarının.”
Çoğu sarhoşluk ve şarap üzerine yüzlerce Bektaşi fıkrası vardır. Bunları içkinin, tütünün yararlarını anlattığını sanmayınız. Asıl mesajları, softalığı, bağnazlığı, hoşgörüsüzlüğü iğnelemekten yanadır. Ahmet Muhip Dranas “Sigara içmeyen adam, bacası tütmeyen eve benzer.” diyorsa da bunu bir şaka varsayınız ve “Unutma ki şair sözü yalandır” diye karşılık veriniz. Eğer birisi size Hayyamvari, “Şarap olmayan yerde aşk olmaz” sözünü hatırlatırsa, siz de, aşağıdakiler gibi yüzlercesini sıralayınız:
• Kadeh içinde, deniz içinde olduğundan daha çok kimse boğulmuştur. (Alman)
• İçkinin üstesinden gelirim sanırsan, içki senin hakkından gelir. (Amerikan)
• Sarhoş adam, yırtık çuvaldır. (Bulgaristan)
• İçki girince, akıl çıkar. (Fransız)
• Şarapla başlayan dostluk, bir gece sürer. (İspanyol)
• Şarabın girdiği yerden, alçak gönüllülük çıkar. (İsveç)
• Sarhoştan deli bile kaçar. (Tatar)
• Keçi şarap içmiş, dağda kurt aramaya çıkmış. (Türk)
• Sigaranın dumanını yel alır, parasını el alır belası sana kalır. (Atasözü)
• Her kadeh, mezara doğru bir basamaktır. (Abdülhak Hamid)