Alt işverenlik ilişkileri, iş dünyasında giderek artan bir uygulama alanı bulsa da, bu ilişkilerin hukuki zemini olan sözleşmelerin ne derece doğru ve eksiksiz hazırlandığı konusu ciddi bir muamma. Bir grup işverenler sözleşmeleri bir formalite olarak, bir diğer grup ise “riskleri alt işverene yükleyen belge” olarak görüyor olsa da aslında bu belgeler, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen, olası uyuşmazlıkların önüne geçen ve hukuki güvence sağlayan temel araçlar olarak değerlendirilmeli. Ancak uygulama sahasında sıklıkla görüyoruz ki; gerek işverenlerin gerekse alt işverenlerin ciddi bir çoğunluğu henüz hangi sözleşme türünü kullanması gerektiği konusunda dahi bilgi sahibi değil veya sahip olduğunu sandığı bilgi kökten yanlış. Asıl iş nedir, uzmanlık gerektiren asıl iş nedir, yardımcı iş nedir, anahtar teslim iş nedir, alt işverenlik sözleşmesi nedir, eser sözleşmesi nedir, hizmet sözleşmesi nedir, hangi iş için hangi sözleşme kullanılmalıdır? Bu uzun yazı dizisinde alt işverenlik, eser ve hizmet sözleşmeleri konularına değineceğiz ve tüm soruları cevaplandırmaya çalışacağız.

Müteselsil sorumluluk kavramı, hukuk dilinde tanımlandığında makul ve anlaşılır görünür ama bu sorumluluğun sahaya yansıması birçok asıl işveren için beklenmedik bir tablo oluşturur. Çünkü müteselsil sorumluluk; sadece borcu paylaşmak değil, çoğu zaman borcun tamamını üstlenmek anlamına da gelebilir.

Ben müteselsil sorumluluğu “bir sözleşmenin tüm taraflarının, bir borç veya zararın tamamının ödenmesi yükümlülüğünü hem birlikte hem de tek başlarına üstlenmeleri” şeklinde ifade ediyorum. Bu ifadenin oldukça karmaşık ve kendi içinde çelişkiler içeriyor gibi göründüğünün farkındayım. Borcun tamamından sorumluysam “birlikte” ne anlama gelir? “Hem birlikte hem tek başlarına” ne demektir? Bir şey ya birliktedir ya tek başınadır vb…

Somut bir senaryoyla anlatmaya çalışayım. Alt işvereninizin mali durumu bozuldu, artık ücretleri ödeyemiyor ve SGK primlerini yatıramıyor. Çalışanlar iş mahkemesine başvuruyor ve mahkeme “birikmiş ücretler, kıdem tazminatı, fazla mesai alacakları ve diğer hakların taraflardan müteselsilen tahsiline” karar veriyor.

Bu noktada asıl işveren için tablo nasıl gelişir?

Eğer dava kesinleşirse, hangi taraftan tahsilat yapılacağını seçme hakkı işçi tarafınındır. İşçi borcun tamamını asıl işverenin veya alt işverenin ödemesini yahut birlikte ödemelerini talep edebilir. Diyelim ki ortaklaşa ödenmesi gerekiyor olsun; alt işveren kendi üzerine düşen ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemiş olabilir ama asıl işveren ödeyebilecek durumda olduğu için icra takibi asıl işveren üzerine yönlendirilebilir.

Bu tabloyu daha da karmaşık kılan bir faktör daha var; zaman. Müteselsil sorumluluk kavramı doğru anlaşılmazsa sadece alt işvereni ilgilendirdiği düşünülen sorumluluklar asıl işverenin denetim mekanizmasının dışında kalır ve ilişki süresi boyunca sinsice büyüyen bir risk balonuna dönüşür. Yıllarca süren bir ilişkide, her yıl biriken yıllara sari (kıdem, ihbar, yıllık izin vb.) yükümlülükler, ilişkinin sona ermesiyle birlikte asıl işverenin başına yıkılan beklenmedik ve devasa maliyetlere dönüşebilir.

Peki bu riski yönetmek mümkün mü? Evet, ama pasif bir tutumla değil. Düzenli SGK prim takibi, ücret ödemelerinin periyodik kontrolü, alt işverenin mali durumunun izlenmesi ve sözleşmede rücu hakkının açıkça düzenlenmesi gibi bu riski minimize eden kontrol mekanizmaları mevcuttur. Rücu hakkı özellikle önemlidir. Asıl işveren, alt işverenin borcunu ödemek zorunda kalmış ise ödediği tutarı alt işverenden geri talep etme hakkına sahiptir. Fakat bu hakkın pratikte işletilebilmesi için sözleşmelerde açıkça düzenlenmiş olması ve yeterli teminatların zamanında alınmış olması şarttır.

https://oguzhanaslan.com/bilgi-bankasi/blog