Ahmet Kutsi Tecer’in ikinci sanat dalı tiyatro oldu. 1940'1ı yıllarda köy oyunlarına ilişkin araştırmalarının sonucunu “Köy Temsilleri” adını verdiği kitapta toplamıştı.
Özellikle tiyatro eserlerinde, geleneksel tiyatromuz içerisinde çok önemli yere sahip olan köy tiyatrosunun gündeme getirilmesinde öncü oldu.
Sivas’ta öğretmenliği sırasında sahneye koyduğu ilk piyes “Şair Evlenmesi” oldu.
Ahmet Kutsi Tecer Paris’ten döndükten sonra halk oyunlarını incelemeye başlamıştı. Köy temsillerine ilişkin araştırmalarının başlangıcını Sivas’a ulaştırmanız mümkün.
Unutulan, kendi aydını tarafından göz ardı edilen Türk köylüsünün, hiç de yabana atılmayacak bir dram zenginliğine sahip olduğu gördü, dikkatlere sundu.
Daha sonra tiyatroya ağırlık veren Tecer, unutulmaz eserler kazandırmıştı. Basım tarihi bakımından en eski eseri "Koçyiğit Köroğlu"ydu. Bu oyun 1941 – 1942 yılları arasında Ülkü dergisinde bölümler halinde yayınlanmıştı.
Ahmet Kutsi Tecer'in Köşebaşı oyunu, Devlet Tiyatroları’nın ilk sahnesi olan Ankara’daki Küçük Tiyatro’nun 27 Aralık 1947’de açılış oyunu olma özelliğini taşıdı.
Ahmet Kutsi Tecer, Sivas’ta Türk Halk edebiyatı, âşıklık geleneği ve halk bilimi açısından pek çok ilki gerçekleştirdi. Sivas Halkevi'nin başına geçti. Çevrede Halk Odaları'nın açılmasına ön ayak oldu.
Âşık Veysel’i keşfetti. Yüreklendirdi, yönlendirdi. Sonraki yıllarda ayağının ve dilinin bağını çözdü. Âşık Veysel’in hayatının bütün dönemlerinde önü açılan yolların başlangıcı Ahmet Kutsi Tecer oldu.
Cumhuriyet Türkiye’sine mecburi hizmet borcu sebebiyle Sivas’a gelen Ahmet Kutsi Tecer’le yollarını kesişmesi, Veysel’i, gözleri görmez, yoksun ve yoksul bir garip köylü olmaktan kurtarıp ulusun sevgilisi haline getirdi.
Ahmet Kutsi Tecer, 1931’de Sivas’ta ilk iş olarak “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kurdu. Kurucular arasında Muzaffer Sarısözen ve Vehbi Cem Aşkun da bulunmaktaydı. Derneğin Başkanı Sivas Belediye Başkanı Hikmet Bey (Işık) olmuştu.
Ahmet Kutsi Tecer, şu düşünceyi taşıyordu:
“Halk hayatı durmaz akar. Son seneler içinde milletimizin görüp geçirdiği büyük heyecanlar. İnkılap sarsıntıları ve hamleler, halk kütleleri arasında kendi dili ve kendi zevk şekilleri içinde çeşit çeşit güzel eserler meydana koymuştur. Halk duyuşları ve halk ruhunun ifadesi olan şiirler ve her nevi dil mahsulleri, halk ruhunu öyle derin bir ayna gibi aksettirebiliyor ki insan adeta onu derinden, çok derinden vuran bir ışıkla aydınlanmış gibi görür. Bu çok derinden vuran ışık, millet ruhumuz değil de nedir?”
Ahmet Kutsi Tecer, halk şairlerinin birer köy şairi olduğu görüşündeydi. Onların sanat yetenekleri ile bölgelerinde etkili olduklarını biliyordu. Bu sebeple, “milli hayatımızın mazisine ve bugünkü hayatına ait köşeleri aydınlatabildiğimiz gibi” heyecanımızı, ülkümüzü geniş kitlelere yayabilirdik. Tecer’e göre, bu amaçla, “Halk Şairleri Koruma Derneği” bir yandan köy ve halk içinden süzülüp gelen eserleri herkesle paylaşabilirdik. Öte yandan bugünün güzel Türkçesi ile yazan yazarlarımızın eserlerini de köye ve köylüye tanıtabilirdik.
Veysel henüz şiirini söylemeye başlamamıştı. Bildiği türküleri ve usta malı deyişleri okuyordu. Sivas’ta çığırdığı türkülerin ilki Çamşıhılı Ali Ağa’dan öğrendiği Kul Abdal’ın “Takdirden gelene tedbir kılınmaz / Ne kılayım çare ben şimden geri / Yaram türlü türlü merhem bulunmaz / İstersen merhemi çal şimden geri” dizeleriyle başlayan deyişiydi. Sonra yanık sesiyle Ercişli Emrah’tan, Âşık Veli ve Karacaoğlan’dan türküler seslendirdi. Bir çağlayan gibi aktı. Dinleyenleri önüne kattı sürükledi. Herkes şaşırmıştı. Sivas’ın köylüğünde ipek böceği gibi için için kozasını örmekte olan böylesi bir kültürden Sivas’ın merkezinde oturan aydınların haberi yoktu. Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşlarının gayreti yukarıda sözünü ettiğimiz amacına ulaşmıştı.