Uzun zamandır görmedim. Ne haldedir bilmiyorum. Metin Bademli vardı. Üretken bir arkadaşımızdı. Sporla içli dışlıydı. Özellikle hakemler ili ilgili yayınları vardı. Köy yerinde her kitaba anında ulaşamıyorum. Metin’in birkaç kitabını buldum. Önce kısaca biyografisinden söz edeyim:
1955 yılında İstanbul’da doğdu. 1974 yılında Gazeteciliğe başladı. Dünya, Tercüman, Son Havadis, Akşam gibi gazetelerde; spor alanında çalıştı. Yöneticilik yaptı. 12 yılı aşkın süredir “Hakem Dünyası” adlı dergiyi çıkarıp yönetti. Futbol oynadı, antrenörlük, hakemlik yaptı. TGC dışında SYD üyesi. Şenes Erzik döneminde Futbol Federasyonu Başkanlığı hakem danışmanlığı görevini üstlendi. Fenerbahçe ve Trabzonspor’da hakem eğitimcisi oldu. Her yönüyle spor adamı olan Metin Bademli evli ve iki evladı var.
Metin Bademli’nin anlatımı şiir gibidir. Mensure keyfi içinde yazılarını okursunuz. Uzun uzadı paragraflar, cümlelerle sizi yormaz. Deyim yerindeyse satırlar kaymak gibi gözlerinizin önünden hoşluklar saça saça akıp gider.
İmamın Isırdığı Köpek’in ana teması sevgi üzerine kurulmuş. Sevginin insan boyutundan doğa ve hayvan sevgisi boyutuna doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Sahiplendiği bir köpeği yaşatmak ve barındırmak için ev sahibi ve sakallı komşusu ile giriştiği uğraşıyı zaman zaman mizahla karışık gerçeğin can acıtıcı yönleriyle aktarıyor. Herkesten çok, yüce Tanrı’nın yarattığı her türlü canlıya sevgi duyması gereken sözde dindarla mücadelesi mahkeme koridorlarına kadar taşınıyor. Bu kez bürokrasinin çarklarının nasıl işlediği gerçeği ile yüz yüze geliyoruz. Belli ki “İmamın Isırdığı Köpek”, Bademli’yi dini konularda derinlemesine araştırmalar yapmaya yöneltmiş. Yüce kitabımızda onlarca “sure” içinde hayvan sevgisine ilişkin Tanrı buyruklarını saptamış. “İmam” adını verdiği sakallı hayvan düşmanının yüzüne çarpıvermiş.
Metin Bademli, yeri geldiğinde kıssadan hisse çıkarabileceğimiz onlarca fıkraya da yer veriyor. Gözümüze çarpan kıssalardan biri kendini korkuyla eve atan adamın öyküsü:
“Yanakları safran sarısı, dudakları çivit moru gibiydi. Elleri ağaç yaprağı gibi titriyordu. Ev sahibi, ‘Hayırdır, ne oluyor?’ diye sordu:
Adam, ‘Dışarıda ücretsiz eşek topluyorlar,’ dedi.
Ev sahibi, ‘Mübarek eşek topluyorlar. Sen eşek değilsin, niçin korkuyorsun?’ dedi.
‘Ciddiyetle eşek topluyorlar. Bugün seçme kabiliyeti yok olmuş, beni eşek sanırlar diye korkuyorum. Bizim başımızda ayırt etme kabiliyeti olmayanlar bulunduğundan eşek sahibini eşeğin yerine götürürler.’
“Sıradışı İnsanlar Mezarlığı” adını taşıyan kitabın kapağında bir mezarlık fotoğrafının üzerine, suikasta kurban gittiği sanılan ünlü Vali Recep Yazıcıoğlu ve gazeteci Uğur Mumcu’nun dekupe fotoğrafları yerleştirilmiş. Kitap kapağı içeriğine ayna oluyor.
İlk bölümde “Şaban” tipi anlatılıyor. Şaban yazarın niteliği ile zaman zaman uyuşuyor. Yine dünden bugüne kıssadan hisseler çıkarılabilecek öyküler geçit resmi yapıyor. Çanakkale Savaşları sırasında Öğretmen Ahmet Rıfkı’nın öyküsünü okuyup duygulanmadan edemezsiniz. Bir de örnek alınması gereken zamanımızın öğretmenlerinde “Mehmet”e yer verilmiş. Başka kimler yok ki? Türkan Saylan, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Muhsin Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Uğur Mumcu, Ömer Lütfü Mete, İhap Subaşı, Tahsin Bozoğlu, Ziya Doğan, Serdar Çakman, Etem Atasoy, Dr. Tarık Özerengin, Hasan Polat, Semih Haznedaroğlu anımsadıklarımdan bazıları. Metin Bademli pek çok anıt insanı bazen doğrudan doğruya, bazen dolaylı yollardan anlatmış. Metin Bademli, pek çok yazarın yapamayacağı bir eylemi daha yerine getiriyor. Kitaplarını kendi imkânlarıyla bastırıyor. Yurdun dört bir yanındaki okuyucularının ayağına giderek kitabını pazarlıyor.