Bundan elli yıl kadar önceydi. Rahmetli Tahir Kutsi Makal ile aynı gazetede çalışıyorduk. İkimiz de Halk edebiyatı, folklor ve halk şairleriyle yakından ilgileniyorduk. Zamanın folklor derlemeci ve yazarlarından Kerim Yunt vardı. Silifkeli ve hukukçuydu.
Gelini Seyhan Tütün, halk müziği TRT sanatçısıydı. Sahneye çıkmak özgürlüğü için istifa etmişti. O yıllarda Sahneye çıkan sanatçıların film de çevirmesi moda olmuştu. Tahir Kutsi’nin evinde bir akşam, Seyhan ve eşinin de bulunduğu muhabbette, konu açıldı. Bir filmde oynaması konuşuldu. Film Kapadokya, yöresinde geçecekti. Senaryosunu Tahir Kutsi Makal yazacaktı.
“At ayağı külüg ozan dili çevik olur,” derler. Rahmeti Tahir Kutsi daktilonun başına geçtiği zaman, parmakları tuşların arasında makinalı tüfek gibi çalışır, şaryo dediğimiz daktilonun kolu gider gelir, dakika içinde sayfanın sonuna gelirdi. Ara sıra senaryonun sayfalarına göz gezdirirdim. Ürgüplü yaranların kadeh tokuşturdukları sahnede:
“İnadına!”
“İnadına!” diyalogları dikkatimi çekti. Meğer yörede “şerefe” yerine “İnadına!” derlermiş.
Geçen hafta, Ürgüplü arkadaşım Mustafa Karaca’nın masa başında fotoğrafını Facebook’ta görünce;
“İnadına!” diye mesaj düştüm. Anında cevap geldi “İnadına dostum!”
Mustafa ile İzmir Güzelyalı’da Askeri Hava Lisesi’nde öğrencilik yaptık. Çocuk yaşta aynı topraklarda, ana kucağından koparılmış, yatılı askeri öğrenci olmuştuk. O açıdan daha yakın olmuştuk. Ben Harp okuluna giremeden eski deyimle zorunlu sarf-ı nazar edilmiştim. Onlar Harp Okulu’nu şerefle bitirmiş, hava teğmen olmuşlardı ki, olan oldu; yüz küsür teğmenin hepsi, çeşitli zulümlerden geçmiş, hapis yatmış, ordudan emekli edilmişlerdi.
Bu arkadaşların pek çoğu ile, ilişkimizi sürdürürüz. Hayatta kalanlar, aramızdan ayrılalar gibi korkusuz, çelikten kanatlı, tayfunlardan yılmayan kimseler olduklarının gururunu “inadına!” taşırlar.
Ürgüp, sert koşullar ve sosyo-kültürel baskılara karşı, inadına, volkanik tüflerin güzelliğe sahipti. Kurak geçen coğrafyada, tarım yapmak, üzüm yetiştirmek emek isterdi. Her şeye rağmen” hayatını devam ettirenler, “inadına” hayatta ve şerefte kalmak için uğraşıyorlardı.
Ürgüp yöresinin yerlileri, bu tür kısıtlamalara ve moral bozucu gelişmelere karşı bir tepki olarak neşeyi, dostluğu, paylaşmayı ve muhabbeti korumak adına "inadına" diyerek kadehlerini kaldırmışlardı. Ne de iyi etmişlerdi.
Kadeh kaldırırken söylenen "inadına", sloganı, boşu boşuna inatçılık değildi. Yaran meclislerinde, yaşanan acıların, kayıpların uğranılan haksızlıkların ardından inatla dost ve dayanışma içinde inatla kalabilmenin anlatımıydı.
Ürgüp binlerce yıllık bağ ve şarap kültürüne sahipti. Türkiye’de alkolün dini ve toplumsal olarak “hoş karşılanmadığı” dönemlerde bile buradaki insanlar bağlarını, şaraplarını ve sofralarını bırakmadı. “İnadına” tam da bu duruşu yansıtıyorlar.
Ürgüp ve yöresinde, Behçet Kemal Çağlar’ın bağbozumunu destanından, yazıma sığdırabildiğim kadar dörtlük ekleyeceğim
Çek git dedim sana gel git mi dedim?
Sesimi mi içti kulağın sarhoş,
Ne bu dolanışın kapımda benim?
Üzüm mü çiğnedi ayağın sarhoş.
Var ise aklını bağda yitirdin,
Yerine bir salkım üzüm getirdin.
Su yerine şaraba mı batırdın?
Saçın darmadağın, tarağın sarhoş.
Başın duman seçemezsin yüzümü,
Aman gözüm sanıp sevme üzümü.
Geldi gönlümdeki bağın bozumu
Onu tadamazsın damağın sarhoş.
Üzümün üstünde kızlar tepinir
Karlı baş içinde yazlar tepinir
Gönlüm de, göğsüm de sızlar tepinir
Meyvan sarhoş olmuş tabağın sarhoş.
Ürgüp tepeleri baca bacadır
Tütüyor derdinle kaçyüz gecedir
Derse ki Aşk derdi benden yücedir
Kusuruna bakma çırağın sarhoş.
…..”
Şarap rengi tepelere bak hele
Hora tepecekler verip elele
Odan sallanırsa sanma zelzele
Döşemen, tavanın, konağın sarhoş.
……”
Keşke yerim olsa da beş kıta daha ekleyebilseydim.