Prof. Dr. Hayrettin İvgin’in “Sarı Gelin ve Âşıklardan Derlenen Halk Hikayeleri” adlı kitabı, iki yıl önce Kültür Ajans yayınları arasında çıktı. Bu zamana kadar hakkında birkaç satır yazmamam, tamamen benim kusurum ve tembelliğimdendi.
Kitap, hayatta olan, üç âşığımızın dilinden telinden, durum tespiti gibi yazıya aktarılmış, üç halk hikâyesini içeriyor. Böylece bu hikâyeler, unutulma çarkları arasında öğütülüp yok olmaktan kurtulmuştu.
“Sarı Gelin ve Âşıklardan Derlenen Halk Hikayeleri” kitabındaki hikâyelerden ilki, “Sarı Gelin” hikâyesiydi, Bu, hikâye, Azerbaycan’ı saymazsak, Ermenilerin konu ve müzik olarak sahip çıktıkları, hikâyesiydi. Hikâyenin kaynak kişisi ve tasnif edeni Âşık Yakup Temelî’ydi.
Sarı Gelin’e, Erzurum dışında Azerbaycan ve Ermenistan da sahip çıkıyordu. Âşık Temelî’nin anlattığı varyant, Türkiye açısından sahiplenmelere yanlış bilgilendirmelere son vermişti. Hayrettin İvgin’e göre, gerçek Sarı Gelin hikâyesi buydu.
Sarı Gelin, “Erzurum Çarşı Pazar” ufak tefek makam farklarıyla, Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan ve çevresinde aynı ezgiyle, değişlik sözlerle söylenen anonim bir türkü olarak bulunuyor. Türkçe ve Azerice versiyonlarda “sarı gelin” (sarışın/altın renkli gelin) anlamını içerirken. Ermenice de “dağ”a karşılık olarak “sar” denilmesinden dolayı “Sari Aghjik” yani “dağ kızı” olarak anılıyordu. Sari Aghjik, dağa ait, ele geçmeyen, başkasına varan bir kadına söylenmiş bir kırgınlık türküsüydü.
Farsça yöresi varyantlarını bir yana bırakacak olursak, Türkçe olanda (çoğu zaman Erzurum Çarşı Pazar) “leylim aman”, “ninen ölsün / sarı gelin” nakaratları ile sürer. Azerbaycan Türkçesinde ise, “Saçın ucun hörməzlər…/ seni bana vermezler / neynim aman” nakaratı ile söyleniyor. Ermenice Sari Aghjik “dağ kızı” türküsünü Türkçeye şöyle çevirmek mümkündü: “Gülü sevdim, diken oldu / Ah yaman, ah yaman, ah yaman / Gitti, başkasını aldı / Ah, annen ölsün / Dağ kızı, oy oy / Taş kızı, oy oy / Taş yürekli kız, oy oy / Kötü yürekli kız ….”
Âşık Yakup Temelî’, aktardığı hikâyede, Sarı Gelin türküsünü on altı kıta olarak nakletmişti.
Hikâye; Erzurum ve Kars yöresinde yaşayan bir delikanlının, Hristiyan sarışın bir kıza aşık olması, karşılık bulmaması ve ayrılık gibi duygular sarmalında gelişiyordu. Hayrettin İvgin, bu hikâyenin Erzurum yöresine ait bir halk anlatısı olduğuna karar vermişti.
“Sarı Gelin ve Âşıklardan Derlenen Halk Hikayeleri” kitabının ikinci hikâyesi, Âşık Selahattin Dündar’ın tasnif ettiği “Çöl Hasan ile Gül Safya Hikâyesi”ydi. Doğu âşıklarının düzenledikleri halk hikâyeleri geleneğine birebir uygundu. Ankara’da yaşayan ve âşıklık mesleğini sürdüren, Selahattin Dündar’dan aktarılan bilgiye göre, hikâye Kars yöresinde geçmiş, gerçek bir olayın âşık tarzı anlatımıydı.
Hayrettin İvgin’in kitabında yer verdiği üçüncü hikâye, “Vermeyince Mabut N’eylesin Mahmut” adını taşıyordu ki, bu halkımızın çok iyi bildiği bir atasözüydü. Hikâye, Vartolu Âşık Ali Temuroğlu’ndan derlenmişti. Konu çok eskilere dayanmakta ve masalsı bir anlatım tarzında örülmüştü.
Halkbilimci, araştırmacı-yazar Hayrettin İvgin, kitabında ayrıca, Türk Halk Hikâyeleri konusunda geniş bilgiler veriyor. Halk hikâyelerinin geleneğini anlattıktan sonra, onların tasnifini yapıyor. Sevgi ve Aşk hikâyeleri ile Kahramanlık hikayeleri ayrı ayrı ele alınmış. Bunları Türk kaynaklı olanlar, Arap kaynaklı olanlar ve İran - Hint kaynaklı olanları şeklinde tasnif etmiş. Kahramanlık hikâyeleri içinde Köroğlu kollarını ayrı değerlendirmiş. Aşk hikâyelerini ise kahramanları hayalı olanlarla, aşkları romanlaşanları ayrı ele almış. Yaşadıkları zamanı bilinmeyenler ve yaşadıkları muhakkak olanlar yine tasnif unsurları olmuş. kitapyurdu.com
Folklor ve âşık hikâyeleriyle ilgilenenler için, edinmemeleri gerekli olan bir kitap.