Alt işverenlik ilişkileri, iş dünyasında giderek artan bir uygulama alanı bulsa da, bu ilişkilerin hukuki zemini olan sözleşmelerin ne derece doğru ve eksiksiz hazırlandığı konusu ciddi bir muamma. Bir grup işverenler sözleşmeleri bir formalite olarak, bir diğer grup ise “riskleri alt işverene yükleyen belge” olarak görüyor olsa da aslında bu belgeler, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen, olası uyuşmazlıkların önüne geçen ve hukuki güvence sağlayan temel araçlar olarak değerlendirilmeli. Ancak uygulama sahasında sıklıkla görüyoruz ki; gerek işverenlerin gerekse alt işverenlerin ciddi bir çoğunluğu henüz hangi sözleşme türünü kullanması gerektiği konusunda dahi bilgi sahibi değil veya sahip olduğunu sandığı bilgi kökten yanlış. Asıl iş nedir, uzmanlık gerektiren asıl iş nedir, yardımcı iş nedir, anahtar teslim iş nedir, alt işverenlik sözleşmesi nedir, eser sözleşmesi nedir, hizmet sözleşmesi nedir, hangi iş için hangi sözleşme kullanılmalıdır? Bu uzun yazı dizisinde alt işverenlik, eser ve hizmet sözleşmeleri konularına değineceğiz ve tüm soruları cevaplandırmaya çalışacağız.

"İşi fiziksel olarak ayrı bir alanda yaptırdığımızda, asıl işveren olarak bir sorumluluğumuz olmaz mı?" Bu soru ve altında yatan düşünce, muvazaa riskinden kaçınmak için başvurulan yaygın kurgulardan biri.

Örneğin: Asıl işveren, kendi üretim sahası dışındaki alanı (depoyu, fabrikayı vb.) veya üretim alanı içindeki “ayrıştırılmış” bir bölümü alt işverene tahsis eder. Bu bölüm ayrı bir giriş kapısı, ayrı bir tabela ya da ayrı bir güvenlik geçişiyle donatılmıştır. Görünürde bu alan, asıl işverenin sahasından farklı bir mekândır ve orada yapılan işlerde asıl işverenin sorumluluğu bulunmamalıdır. Ancak bu gibi bazı senaryolarda, aslında ayrı bir tesiste ilintisiz bir iş yaptırılıyormuş gibi görünse de özünde iş akışı birbiri ile bağlantılı olabilir.

Yargıtay, üretim sahası dışında konuşlanmış ancak ilişkili işlerin yapıldığı dış alan yapılandırmasına, sadece “dış alanda olduğu için “asıl işverenin sorumluluğu yoktur” şeklinde yaklaşmaz. Fiziksel ayrılığın hukuki bağımsızlık anlamına gelmediği, yerleşik bir içtihat ilkesidir. Belirleyici olan, iş akışının birbirini nasıl etkilediği ve sahadaki organizasyonun gerçekte kimin tarafından yönetildiği gibi muvazaa denetimi unsurlarıdır.

İşyeri içinde bağımsız düzen kurgusu da benzer bir mantıkla inşa edilir. Alt işverenin çalışanları farklı renkte kıyafet giyer, ayrı bir alanda çalışır, farklı bir kimlik kartı taşır. Fakat sabah asıl işverenin ustabaşı gelip günlük görev dağılımını yapar, izinler asıl işveren tarafından yönetilir ve molalar asıl işverenin iç yönetmeliğiyle belirlenir. Bu tabloda görsel ayrılık, hukuki ayrılığı sağlamaz. Ayrılık yalnızca illüzyondur, işin ve ilişkinin özünü değiştirmez.

Gerçek bir bağımsız düzen kurabilmek için alt işverenin kendi organizasyon yapısına, kendi yönetimine, kendi operasyonel kararlarına sahip olması şarttır. Asıl işveren denetler ama yönetmez, sonucu değerlendirir ama sürece müdahil olmaz. Bu sınır korunabiliyorsa hem fiziksel hem de hukuki bağımsızlık sağlanmış olur. Aksi durumda; sorumluluğu olmadığını düşünen asıl işveren, ilk denetimde hemen her şeyin sorumlusu ilan edilebilir.

https://oguzhanaslan.com/bilgi-bankasi/blog