Ahmet Kutsi Tecer, 1925 yılında Yüksek Öğretmen Okulu’nun bursuyla Paris’e gitti. Biyoloji eğitimi alması planlanmıştı. Ama o Fransa’da Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde felsefe derslerini takip etti. Paris Kütüphanelerinde Türk tarihi ve edebiyatı konularında araştırma yapma, notlar çıkarma imkânı bulmuştu.
Paris günleri, onun sanat ve edebiyat anlayışında yeni bir ufuk açtı. Ancak o, alışılanın ve beklenenin tersine Yahya Kemal gibi, kendi kültürüne ve tarihine özlem duyarak ülkesine döndü. Biyoloji niyetine gittiği Paris’te, özüne dönük, edebiyat, folklor ve sanatlar aşığı ülkülerle dolu bir aydın olmuştu.
1925-1927 yıllarında Paris Milli Kütüphanesindeki araştırmalarında Cezayir Halk Şairleri yazmalarını bularak Türk Halk Edebiyatının bilinmeyen bir yönünü ortaya çıkardı. Paris araştırmalarını 1928’de Halk Bilgisi Mecmuasında yayınladı.
Halk bilimi araştırmalarını belli bir yöntem doğrultusunda ortaya koyabilmek için 1927 yılında Ziyaeddin Fahri (Fındıkoğlu) ve Mehmet Halit’in (Bayrı) girişimleriyle Türk Halk Bilgisi Derneği kuruldu. 1929 yılında yayınlanmaya başlayan Derneğin aylık yayın organı Halk Bilgisi Haberleri dergisi, halk bilimi ile ilgili çok sayıda derleme ve inceleme yazısına yer vererek önemli bir boşluğu doldurmaktaydı.
18 Mart 1928’de adı “Türk Halk Bilgisi Derneği” olarak değiştirilen dernek, çalışmalarını daha kapsamlı hâle getirmek ve faaliyetleri kolaylaştırmak amacıyla başta İstanbul olmak üzere Gaziantep, Kayseri, Bursa, Erzurum, İzmir, Kastamonu, Kırklareli, Konya, Muğla, Sinop, Antalya, Balıkesir, Isparta, Kütahya, Manisa, Sivas ve Trabzon’da şubeler açtı. Dernek, 1929 yılından itibaren Halk Bilgisi Haberleri adlı bir dergi yayımlamaya başladı.
Dergide konu olarak halk hayatı, halk hekimliği, halk inançları ve âdetleri, halk musikisi, halk oyunları ve dansları, halk edebiyatı ürünleri, halk tiyatrosu, halk sanat ve zanaatları, çocuk oyunları, halk eğlenceleri gibi konulara değinilmişti. Dergi Türkiye’de kayda değer bir folklor potansiyeli olduğunu göstermekteydi.
Ahmet Kutsi Tecer, felsefe öğrenimini 1927-1929 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tamamladı.
Gazi Eğitim Enstitüsü ve Öğretmen Okulu'nda Türkçe öğretmenliği ve edebiyat öğretmenliğine getirildi. Eniştesinin arkadaşı olan Ahmet Hamdi Tanpınar’la birlikte “Görüş” dergisini yayınlamaya başladılar.
Ancak zorunlu hizmeti nedeniyle, Sivas Erkek Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak gönderilmesi sebebiyle dergiyi Sivas’ta bastırsa da şartlar uzun ömürlü olmasına imkân tanımadı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün arzusuyla 1930’da Türk Tiyatrosunun temel direği olan Devlet Konservatuarları kuruldu.
Ulu Önder, tiyatroya önem veriyordu. 12 Nisan 1930 akşamı tüm sanatçılar için bir kabul vermişti. Cumhuriyeti’nin önde gelenleri, söz sahipleri, büyükleri, paşaları oradaydı. Atatürk yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Efendiler! Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız! Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir.”
Bu sözler Türk Tiyatrocuları ve bütün sanatçılar için büyük onurdu. Heyecanlanan sanatçılar elini öpmek isteyince de muhteşem sözünü söyledi:
“Sanatçı el öpmez, sanatçının eli öpülür”
Ahmet Kutsi Tecer, Cumhuriyet’in ilk yıllarında etkin olan edebi akımlardan Beş Hececiler ve Yedi Meşalecilerin ortak noktası olan “Memleketçi Şiir” geleneğini benimsedi.
Ahmet Kutsi Tecer’in ikinci sanat dalı tiyatro oldu. 1940'1ı yıllarda köy oyunlarına ilişkin araştırmalarının sonucunu “Köy Temsilleri” adını verdiği kitapta toplamıştı.