Avrupa’nın sürdürülebilir ambalaj gündeminde yeni bir dönem başladı, ancak küçük markalar için mesele artık yalnızca daha az ambalaj kullanmak değil. AB’nin Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü (PPWR) 12 Ağustos 2026’da uygulanmaya başladı. Düzenleme, AB pazarındaki ambalajların tasarımından geri dönüştürülebilirliğine, yeniden kullanımından atık yönetimine kadar kapsamlı yeni kurallar getiriyor.

Özellikle birden fazla Avrupa ülkesine satış yapan küçük işletmeler için asıl sorun çevresel standartlardan çok bürokrasi. Markaların farklı ülkelerde ambalaj üreticisi sorumluluk sistemlerine kaydolması, ücret ödemesi, çeşitli bildirim yükümlülüklerini yerine getirmesi ve bazı durumlarda yerel bir temsilci bulundurması gerekebiliyor. Küçük ölçekli markalar, bu işlemlerin her ülke için ayrı yürütülmesinin maliyet ve operasyon yükünü ciddi biçimde artırmasından şikâyetçi.
Düzenlemenin uzun vadeli hedefi ise ambalaj atıklarını azaltmak ve Avrupa genelinde ortak bir sistem oluşturmak. 2030 itibarıyla piyasaya sürülen tüm ambalajların geri dönüştürülebilir olması, plastik ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanımının artırılması ve gereksiz ambalajın azaltılması hedefleniyor. Ancak küçük markaların itirazı, sürdürülebilirliğin kendisine değil, aynı hedefe ulaşmak için ortaya çıkan idari ve mali yükün büyük şirketlerle küçük işletmeler arasında eşit dağılmamasına odaklanıyor.
Meta’nın 18 milyarlık hesabı
Sosyal medya dünyasının en büyük şirketlerinden Meta, genç kullanıcılarla ilgili davaların bedelini milyarlarca dolarla ödemeye hazırlanıyor. Şirket, Facebook ve Instagram’ın çocukları ve gençleri platformlarda daha uzun süre tutacak şekilde tasarlandığı yönündeki suçlamaları kabul etmese de çok sayıda davayı sonuçlandırmak için toplamda 18 milyar dolara kadar ödeme yapmayı kabul etti.
Anlaşmanın ana bölümünde Meta’nın 16,7 milyar dolara kadar ödeme yapması öngörülüyor. Buna yaklaşık 459 milyon dolarlık gizlilik davaları ve 75 milyon dolarlık hukuki masraflar ekleniyor. Ayrıca Teksas ile yapılan ayrı anlaşma kapsamında 1 milyar dolara kadar ödeme söz konusu. Ancak 18 milyar doların tamamı kesin bir ödeme değil: yaklaşık 12,7 milyar dolarlık bölümün 10 yıl içinde ödenmesi planlanırken, yaklaşık 5 milyar dolarlık ek tutar rakip platformların benzer güvenlik önlemlerini ve ödemeleri kabul etmesine bağlanıyor.
Meta bunun yanında Facebook ve Instagram’da genç kullanıcıları korumaya yönelik yeni uygulamalar getirecek. Varsayılan olarak günlük iki saatlik kullanım sınırı, gece yarısından sabah 06.00’ya kadar erişim kısıtlaması, okul saatlerinde bildirimlerin kapatılması ve yaş doğrulama gibi önlemler devreye girecek. Böylece dava yalnızca Meta için yüksek maliyetli bir hukuki uzlaşmaya değil, sosyal medya platformlarının genç kullanıcılarla kurduğu ilişkinin ve dijital reklam ekonomisinin geleceği açısından önemli bir emsale dönüşüyor.
Dolce & Gabbana’da nakit arayışı
Lüks moda dünyasında ihtişamın arkasındaki bilançolar bazen podyumdan çok daha çarpıcı ve negatif olabilir. İtalyan lüks moda markası Dolce & Gabbana, bankalardan aldığı borç şartı muafiyetini koruyabilmek ve likiditesini güçlendirmek amacıyla şirketin temel faaliyetlerinin dışındaki varlık işlemlerine yöneliyor.
Grubun borcu 31 Mart’ta sona eren mali yılda yaklaşık 465 milyon avroya yükselirken, gelir yaklaşık 1,86 milyar avroya geriledi. Faiz, vergi ve amortisman öncesi kâr da yaklaşık 30 milyon avrodan 10 milyon avroya düştü. Şirket, borç koşullarındaki muafiyeti 31 Mart 2028’e kadar sürdürebilmek için Haziran 2027 sonuna kadar likidite yaratacak işlemler gerçekleştirmeyi taahhüt etti. Bunlar arasında bazı gayrimenkullerin satılıp yeniden kiralanması da bulunuyor.
Dolce & Gabbana daha önce de nakit yaratmak için stratejik varlıklarını kullanmıştı. Nisan ayında EssilorLuxottica ile mevcut lisans anlaşmasını 2050’ye kadar uzatan şirket, bu işlem karşılığında 150 milyon avro nakit elde etti. Aynı dönemde yönetim yapısı da değişti: kurucu ortak Stefano Gabbana başkanlıktan ayrılırken, eski Gucci yöneticisi Stefano Cantino, Alfonso Dolce ile birlikte eş CEO olarak göreve geldi. Bağımsız kalmayı sürdüren marka için bu tablo, lüks sektöründeki yavaşlamanın finansal baskısını artık doğrudan bilançoya taşıdığını gösteriyor.
Visa’nın davranışsal hamlesi
Bir müşterinin kartına değil, kartı kullanırken nasıl davrandığına bakmak artık dolandırıcılıkla mücadelenin yeni cephesi. Ödeme teknolojileri şirketi Visa, İsrailli finansal teknoloji şirketi BioCatch’i 2,4 milyar dolar nakit karşılığında satın almak üzere kesin anlaşmaya vardı. İşlem, Visa’nın yapay zekâ destekli dolandırıcılık ve siber güvenlik kapasitesini genişletme stratejisinin önemli bir parçası.
2011’de kurulan BioCatch, yapay zekâ ve makine öğrenimiyle kullanıcıların dijital davranışlarını analiz ediyor. Klavye vuruşları, dokunmatik ekran hareketleri, cihazın tutulma ve kullanılma biçimi, gezinme alışkanlıkları ve ağ sinyalleri dahil binlerce veriyi gerçek zamanlı değerlendiren sistem, hesabın gerçek sahibiyle dolandırıcı arasındaki davranışsal farkları tespit etmeye çalışıyor. Şirket bugün 1,8 milyar cihazı ve 760 milyon kullanıcıyı koruyor; 21 ülkede 350’den fazla banka müşterisine hizmet veriyor.
Visa’nın hedefi dolandırıcılığı ödeme gerçekleştikten sonra yakalamak yerine, daha işlem gerçekleşmeden fark etmek. Şirket son beş yılda teknoloji ve altyapıya 13 milyar dolardan fazla yatırım yaptı ve BioCatch’in davranışsal zekâsını mevcut siber güvenlik, risk ve dolandırıcılık önleme çözümleriyle birleştirecek. İşlemin düzenleyici onayların ardından Visa’nın 2027 mali yılının ikinci çeyreğinin sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Böylece finans sektöründe kimlik doğrulama, yapay zekâ, davranışsal biyometri ve dolandırıcılık önleme teknolojileri giderek aynı stratejik alanın parçaları hâline geliyor.


