Dün biraz kırıklığım vardı, alışverişe yalnız çıkmayı gözüm kesmedi, eşimle birlikte çıktık. Sırasıyla terziye, eczaneye, pazara uğradık. En son kasapla fırına uğrayıp eve dönecektik.
Kasaba doğru yürürken yolun köşesinde üç renkli sürmeli gözlü güzel bir kedi gördük. Kaldırımın kenarına oturmuş bize bakıyordu. “Sen ne güzelsin, ne tatlısın, oy kuzum canım” diye nazlayarak kediye doğru yürürken köşedeki balıkçı; bir ayağının sakatlanmış yahut ezilmiş olduğunu, yürürken o ayağını yere basamadığını söyledi. O sırada Sürmeli oturduğu yerden kalktı bir iki adım atmaya çalıştı, evet yürümekte zorlanıyordu, canı acıyordu.
Azıcık sevip, içimizi ısıtıp yolumuza devam edecektik, olmadı. Etrafta veteriner kliniği yoktu. Bilmenin getirdiği yük ve hiçbir şey yapmadan yürüyüp gitmenin ağırlığıyla, ellerimizde alışveriş torbaları bir adım ileri bir adım geri aklımız onda kalarak kasaba kadar gittik. Kalan alışverişi de tamamlayıp akşam ezanı okunurken eve döndük.
Yemek yerken Sürmeli’yi konuşup durduk. Aynı yere arabayla gitsek bulabilir miyizi, bulursak alır bir veterinere götürürüzü konuştuk. Eşim çayı demlemişti ocağı kapattım, çay demlenedursundu. Bizim Dali’nin taşıma çantasını, biraz da kuru mama alıp evden çıktık. Sürmeli’yle karşılaştığımız yer ve civarında onu aramaya başladık.
Gecenin karanlığında orada, kaldırım kenarına atılmış ikinci el giysilerin üstündeydi işte! İlk ben görmüştüm, içimde bir şey ezildi sanki onu orada öylece artık kimsenin istemediği şeylerin arasında görünce. Kendini mümkün olduğunca yumuşak bir yere bırakma ihtiyacıyla ağrısının üstüne, eski pantolonların, kravatların üstüne kıvrılmıştı Sürmeli, uyumuyordu, yalnızdı.
Kuru mamayı şaşkınlıktan arabada unutmuştum. Eşim Sürmeli’ye elini uzattı, maksadımızı bilmediği için savunmaya geçti, eşimin elini ısırmaya çalıştı. “Dur,” dedim. Markete koşturdum, bir paket yaş mama kuru mamadan daha cazip olurdu. Bir de ufak bir kutu geçti elime. Ben Sürmeli’nin önüne mamayı dökerken eşim de arabaya Dali’nin taşıma çantasını almaya gitti. Sürmeli açtı, mamayı iştahla yiyordu, o yerken ben de sürekli başını ve sırtını okşuyordum. Mamayı bitirince yavaşça biraz da çekinerek kucağıma aldım. İtiraz etmedi, acısı vardı, güveni sezmişti. Sürmeli kucağımda birkaç adım atmıştım ki eşim arabayla geldi. Evden çıkmadan önce hazır ettiğim yol tarifiyle 24 saat açık veteriner kliniğine doğru yola çıktık.
O yol kenarındaki eski giysilerden, beyaz ışıklı bir klinik odasına… Hayat bazen bir anda hepimiz için değişir. Muayenesi yapıldı, röntgeni çekildi. Ağrı kesici ve antibiyotik iğnesi yapıldı. Kalça ile bacağın birleştiği yerde ayrılma varmış. Bu yüzden bacağını kullanamıyormuş ve buna bağlı olarak da bacağında kas kaybı oluşmuş. Ya ameliyat ya da 15-20 gün hareket kısıtlaması… Kararı bize bıraktılar. Ameliyatsız düzelebileceğinden emin olunca hareket kısıtlaması tedavisinde karar kıldık. İyileştiğinde Sürmeli’ye bir yuva da bulabilirsek ne âlâ. Bizim Dali biraz daha uysal bir çocuk olsaydı Sürmeli’yi de eve getirebilirdik.
Kliniğin tek ziyaretçisi Sürmeli değildi elbette. Beş kişilik bir aile, dokuz yaşındaki hasta kedileri Bulut için gözyaşı döküyordu. Kimse güçlü görünmeye çalışmıyordu. Kimse “abartmayın” demiyordu. Bir başka köşede, yavru kedi Safiş ateşten titriyordu, serum takmışlardı.
Bunca hoyratlığın, bu kadar kolay incitmenin, insanın insana; çocuğun çocuğa, gence, hayvana hiç duraksamadan kıyabildiği zamanlara tanıklık ederek yaşıyoruz. Kötülük, neredeyse gündelik hayatın doğal parçası olarak dolaşıyor artık aramızda ama herkes ona teslim olmuyor.
O klinikte iyilik büyük bir iddia değildi, gürültüsü gösterişi yoktu. İyilik; 9 yaşındaki kedisi Bulut için gözyaşı döken ailede; “seni verene kurban olurum” diyen kadının fısıltısındaydı.
Dün gece, dünyanın bütün karanlığına rağmen kalbimde bir umut hissiyle çıktım o klinikten. Çünkü orada şunu gördüm: Dünya ne kadar sertleşirse sertleşsin hâlâ iyiler, yumuşak kalpli güzel insanlar var. Bazıları ağlıyor, bazıları bekliyor, bazıları vazgeçmiyor, floresan ışıklı odalarda, titreyen küçük bedenlerin başında sessizce duruyor.
Evet, karanlık büyüyor olabilir ama şükür ki herkes karanlığa ait değil.