Güne her zaman aynı ruh hâliyle başlamıyoruz. Kimi sabahlar içimiz hafif, kimi sabahlar ağır. Bu sabah ben de düne göre daha iyi hissederek uyandım. Kalkmadan önce okuduğum kısa bir yazıda Johann Wolfgang von Goethe’nin şu sözüne rastladım: “İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.”

Goethe’nin önerisine uyma isteğiyle; ilk olarak güzel resimlere bakasım geldi; tablo hissini daha fazla duyabilmek için, Nuri İyem’in resimlerini televizyon ekranından açtım. Nuri İyem’in kadın yüzleri… O iri, derin, biraz hüzünlü gözlere takılıp kalıyor insan. Bir resimden çok, bir susuş gibi. Hayatı, yoksulluğu, beklemeyi, susmayı, dayanmayı, hepsini bilir gibi bakar Nuri İyem’in kadın yüzleri ve gözleri.

İyem’in kadınları şehirli değildir aslında; çoğu Anadolu’dan göçmüş, kenar mahallelerin ağır yükünü omuzlamış kadınlardır. Ama İyem onları acındırmıyor. Aksine, yüzlerini büyüterek, neredeyse fonu yok ederek bir şahsiyet inşa ediyor. Arka plan sadeleşiyor, dünya siliniyor, geriye insan kalıyor.

Siz de bakın, o gözlerin içine düşen kolay kolay çıkamıyor.

Sonra iyi bir şiir okumak istiyorum, iyi bir şiiri kendime sesli okuyorum, Metin Altıok’un bu şiirini seviyorum, sesli okumak hoşuma gidiyor bir daha okuyorum;

Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşça kal sözcüğünden.

Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramofon sesinden.

Bir yüzük serçe parmağın için,
Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.

Bir yüzük yaptım terli bir yüzük,
Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden.

Yanmasını bilen bakır bir yüzük,
Evime akım taşıyan elektrik telinden.

Bir yüzük yaptım, bir yüzük ki;
Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden.

Şiir okumanın şiir okumaya yönelik iştah açıcı bir etkisi var, bu kesin. Hemen başka şiirler de okuyorum. Hepsini yazasım geliyor buraya, ama sığdırmam mümkün değil.

Moğollar’dan Bu Nasıl Dünya’yı dinliyorum. Dinlerken en azından Orhan Veli’nin kısa güzel bir şiirini yazabilirim diye düşünüyorum. Biri saz ile, biri söz ile söylenmiş, aynı dünyanın iki ayrı sesi gibi… Şarkı dünyaya kızıyor, şiir dünyaya kırılıyor…

Handan, hamamdan geçtik Gün ışığındaki hissemize razıydık Saadetinden geçtik Ümidine razıydık Hiçbirini bulamadık Kendimize hüzünler icat ettik Avunamadık Yoksa biz… Biz bu dünyadan değil miydik?

Sabah saatleri için sanattan bu kadar beslenmeyi yeterli buluyorum. Ama bir dakika… Goethe’nin sözündeki “birkaç mantıklı cümle” kısmını unuttum. “Mantıklı cümle” ifadesi nedense beni sanatın yumuşak estetiğinden hayatın sert gerçekliğine doğru itiyor.

Bu durumda “birkaç mantıklı cümle” kısmını Ahmet Hamdi Tanpınar’a bırakmayı tercih ediyorum: “Korkunun ve suçun birbirine kenetlendiği bir intifa çetesiydi. Çete kanunlarıyla yaşadılar ve hüküm sürdüler. Çalmak, servet yığmak onlara yetmezdi. Fakirin alkışı, duası ve gözyaşı da lâzımdı. Cemiyetin ve rejimin hakiki mesnedi olan bütün orta sınıfı ezdiler, adeta ortadan kaldırdılar…”

Sanatla ve sağlıcakla kalın..