Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nin iki farklı biriminde hastaya yönelik iki farklı tedavi şekli. Birinde hayata döndürülen hasta, diğerinde az daha hayatını kaybediyordu. Hasta birinciye yeniden nakledilerek hayata tutunmaya çalışıyor. İşin ilginç tarafı her iki bölüm de aynı hastanede.

13 Aralık 2025 tarihinde annem beynine pıhtı atması sebebiyle Bilkent Şehir Hastanesi'nde yoğun bakıma kaldırıldı. Orada gördüğü yaklaşık 3 hafta süren tedavinin ardından, kritik süreci atlattığı için hastanenin Tıbbi Gözlem Kliniği'ne sevk oldu.

Tıbbi Gözlem Kliniği'ni gördüğümde adeta üst düzey bir özel hastaneyi görmüş gibi oldum. Her hasta için özel oda, refakatçi için yatak vardı. Odalarda; televizyon, buzdolabı, son derece yeterli dolaplar, engelli hasta için düzenlenmiş banyo, tuvalet vs. vardı. 2 yıl önce pankreas ameliyatı sırasında yattığım İstanbul'daki Sultan Abdülhamit Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki son derece mütavazı imkanlarla kıyaslayınca burası beş yıldız otel düzeyindeydi. Ama orada beni hayata yeniden döndüren Ömer Faruk Özkan gibi mesleğinin duayeni bir profesör vardı.

Ancak annemin burada kaldığı yaklaşık 3 haftalık sürede, tıbbi hizmetlerin yeterli olmadığını gördüm. Gözlemime göre bunun nedenleri arasında yeterli sayıda ve tecrübede doktor olmaması geliyor. Bir uzman doktor 2 kattan sorumlu. Kendisini ancak birkaç saat görebilme imkanı var. Çoğunluğu tecrübesiz asistanlar ve stajyerlerden oluşan bir ekiple klinik idare edilmeye çalışılıyor. İçlerinde hapşırarak maskesiz dolaşan stajyer dahi vardı. Annem buradan yoğun bakıma yeniden geçtiğinde covit'in bir alt grubu enfeksiyon kaptığı ortaya çıktı! Bir başka gözlemim, bu servise nakil bekleyen onlarca hastaya "yer yok" denmesine rağmen çok sayıda odanın boş olduğu. Bu kliniğin, oluşturulma amacını bilmeyen personele dahi rastladım. Ama haklarını yememek gerekir çok iyi yaptıkları bir iş var. Nakil sırasında eşyaları toplayarak, taşımak istediğimizde kalabalık yapmamamız konusunda uyarıldık!

Diğer hususları bir tarafa bırakacak olursak, birçok özel hastane gibi otelcilik hizmetinde iyi, tıbbi iyileştirme konusunda zayıftılar. Devlet hastaneleri için hep söylenen "İmkanlar sınırlı ama tıbbi müdahale konusunda tecrübeli hocalardan oluşan ekipler yönetir" ifadesi, bu Tıbbi Gözlem Kliniği için geçerli değildi. Burada imkanlar yeterliydi ama tıbbi müdahale yetersizdi.

Yoğun bakımda ilk etapta serumla beslenen ve oksijene bağlı olan annem, buraya geldiğinde püreyle beslenecek duruma gelmişti. Ayrıca oksijen desteğine ihtiyacı kalmamıştı. Ancak burada bir enfeksiyon durumu söz konusu oldu. Enfeksiyonun geçmesi ve ayak damarlarındaki tıkanıklığın açılması sonrası Fizik Tedaviye alınması bekleniyordu. Yani umudumuz üst düzeydeydi. Fakat hastamızın durumu üçüncü haftada kötüleşti. Bunun nedenleri arasında şeker hastası annemin durumunun bilinmesine ve aralarda uyarılarımıza rağmen gerekli hassasiyet gösterilmemesi en önemlisiydi. Beslenmesinde diyet konusunu sıklıkla hatırlattık, şekerini evde dahi insülinle kontrol altında tuttuğumuzu, 150'yi geçirmediğimizi söyledik. Ama bütün bu uyarılarımız hiçbir işe yaramadı. Şekeri 400'lere çıktı, gerekli müdahale yapılmadı. Sonuçta bir gece, "Hastanın durumu kritik, yakınları gelsin" mesajı geldi. Gittiğimizde organlarının iflas ettiği söylendi.

Annemi alel acele yeniden yoğun bakıma sevk ettiler. Yoğun bakımda derhal gerekli müdahaleler yapıldı. Annemin en azından kritik durumu şimdilik aşılmış gözüküyor. Önümüzdeki günler ne gösterir bilemiyorum ama kısa sürede yaşadıklarımız ve gözlemlerim; yoğun bakımın tıbbi bilgi düzeyi ve ilgisiyle, Tıbbi Gözlem Kliniği'nin yetersizliğini kıyaslamak için kafiydi.

Yoğun bakım görevlileri, bölümlerine gelen hastaları iyileştirme için ellerinden geleni yapıp onları hayata döndürmeyi bir kutsiyet sayıp, bundan mesleki haz alıyorlar. Adeta bir görsel sanat ustasının yoktan var ettiği eseri gibi. Diğer klinik ise "her şeyi ben bilirim" deyip, uyarılara kulak asmayarak hastasını komaya sokuyor.