Gerek kurumların uyguladığı idari cezalar gerekse iş mahkemelerinde açılan davalar incelendiğinde açıkça görüyoruz ki; her iki alanda da sıkıntıların, uyuşmazlıkların ve cezai müeyyidelerin çoğunluğu alt işverenlik ilişkilerinden kaynaklanıyor. Bu durumu yalnızca istatistiksel bir gerçeklik olarak okumanın da bir hata olduğunu ve arka planda bir zihniyet sorunu ile bir uygulama krizinin var olduğunu düşünüyorum. Sorunların büyük çoğunluğunun kaynağı hatalı sözleşmeler veya asıl işlerin alt işverene verilmesi gibi görünüyor olsa da, asıl mesele sağlıklı bir alt işverenlik ilişkisinin taşıması gereken unsurların anlaşılamaması gibi görünüyor. Bu yazı dizisinde bu konuyu ele alacağız.
Önce mevcut durumu değerlendirelim. Daha önce defaatle tekrarladığım gibi; alt işverenlik ilişkisi basit bir hizmet alımı değildir. Aksine, birçok farklı disiplini kapsayan, bu özelliğinden dolayı yüksek uzmanlıkların iş birliğini gerektiren, katmanlı, girift ve derin bir ilişki türüdür. Hukuk, insan kaynakları, muhasebe, iş güvenliği, lojistik ve teknik operasyon gibi birçok alanın aynı anda doğru işlemesini şart koşar. Bu karmaşıklık, ilişkideki herkesi sıkı bir koordinasyon, doğru bir altyapı ve sürekli öğrenme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakır. Ne var ki günümüzde alt işverenlik sektörü hâlâ kaygan bir zeminde ilerlemektedir ve liyakatten uzak uygulayıcıların elinde son derece savruk bir şekilde yürütülmektedir.
Mevzuatımız yetersizdir ve alt işveren ilişkisine taraf olan hiçbir kesimi gerektiği şekilde koruyamamaktadır. Pek tabii ki işini doğru yapan alt işveren firmalar da vardır ancak istisnalar kaideyi bozmaz. Alt işveren firmaların çoğu profesyonellikten uzak, bilgileri yetersiz, kadroları eğitimsiz ve uygulayıcıları tecrübesizdir. Mesleki ahlakları ise maalesef pek çok vakada tartışma götürür niteliktedir. Ülkemizde alt işverenliğe dair ne bir meslek odası ne bu alana özgü toplumsal bir eğitim yapısı, ne de standartlaştırılmış bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. Kısacası; bugün bir alt işverenin eğitim alacağı ve performansını geliştireceği bir okul yoktur. Bu durum ise uygulamada büyük boşluklar yaratmaktadır.
Bu başıboşluk, kuralsızlık ve sistemsizlik ortamı, sektörü art niyetli kişiler için bir cazibe merkezi hâline getirir. Birçok alt işverenlik ilişkisi, her iki tarafın da zarar gördüğü senaryolarla sonuçlanmıştır. Şahit olduğumuz birçok vakada alt işveren firma işçilerin maaşlarını ödememiş, SGK primlerini yatırmamış ve kanuni ödemelerini yerine getirmemiştir. Bunun sonucunda hem çalışanlar hak kaybına uğramış hem de asıl işveren ciddi cezalarla karşılaşmıştır. Bu tabloda, alt işverenin kusurlu davranışı kadar, asıl işverenin ihale sürecini yanlış yönetmesi, teklif değerlendirmelerinde teknik analiz yapmaması ve denetim mekanizmasını boş bırakması da etkendir.
Günümüz Türkiye’sinde alt işverene ve alt işverenlik ilişkilerine bakış açısı basitçe ifade edilecek kadar yüzeysel değildir. Huzursuzluk, güvensizlik ve cezai risk algısı alt işverenlik sektörünün en belirgin özelliklerindendir. Devlet, uygulamada güvensizliği o kadar derinden hissetmektedir ki, müteselsil sorumluluk ilkesiyle alt işverenin kusurundan doğan tüm sorumluluğu asıl işverene yüklemek zorunda kalmıştır. Asıl işverenler sıklıkla alt işverenin yaptığı hatalardan doğan zararları ödemek zorunda kalmaktadırlar.
Bu durum bize açık bir gerçeği göstermektedir: Alt işverenlik, sadece bir tasarruf yöntemi değil, aynı zamanda risk ile sorumluluk içeren ve ciddi bir bilgi birikimi gerektiren stratejik bir ilişki modelidir. Bu ilişkinin yanlış kurulması durumunda ise bedeli er ya da geç ödenir. Bu nedenle, bu ilişkide tarafların rolü, sorumluluğu, denetimi, planlaması ve sözleşmesel zemini titizlikle kurulmadığı müddetçe, bugünkü tablonun değişmesini beklemek abesle iştigaldir.
[email protected]