Bir işin, bir olayın, bir algının olmasına, oluşmasına yol açan, etki yapan, oluşu etkileyen etkenlere sebep diyoruz. Sebebin sonucu güzelse, “Sebep olandan Allah razı olsun,” demişiz, alkışlamışız. Olumlu sonuçlanmazsa, ‘Vay sebep olan’ diye kargışları, ilençleri, küfrü ve hakaretleri, kötü dilek sözlerini sıralamışızdır. İlişkin türkülerin özündeki beddualar yetmemiş nakaratlara bile hıncımızı yansıtmışız: “Evin yıkılsın sebep / Belin bükülsün sebep / Dalında baykuş ötsün / Gülün dökülsün sebep...”

Beni sıkıntıda bırakan kimse benden çok fena durumlara ve sıkıntılara düşsün ve bu sıkıntılardan kurtulamasın, anlamında “Sebep olan sebepsiz kalsın,” derler. Elbette daha insaflı olanlar da var. Faturayı sebebe kesmeden önce gayret göstermemiz gerektiğini vurgulamak için “El benden, sebep Allah’tan,” demiş atalarımız.

Ülkemizi kaplayan kara baht bulutlarını kaldırıp aydınlığa kavuşturan “Allah razı olsun” diyebileceğimiz sebeplerden biri şüphesiz Cumhuriyettir.

Cumhuriyet’in yol verdiği sebepler zincirine Ahmet Kutsi Tecer’i eklememiz, onun halkalarına da Muzaffer Sarısözen’i, Âşık Veysel’i, İdil Biret’i ve pek çok ismi eklememiz mümkündür.

Bilindiği gibi, Ahmet Kutsi Tecer’in babası Abdurrahman Bey, Kemaliye’nin “Orada bir köy var, uzakta” diye gösterilen, (Eğin) Apçağa köyündendi. 1895’de Beyrut'a bağlı Kudüs Duyun-ı Umumiyesi müdürü oldu. Ahmet Kutsi Tecer, Kudüs’te 4 Eylül 1901’de doğdu. Bir Türk şehri olan Kudüs’te doğduğu için babası ona Ahmet Kudsi adını koymuştu.

Ahmet Kutsi Tecer çocuk yaşta, Türk Ocağı’nın milli duyguların coşkulu ortamı içinde yetişti.

Milli mücadele başladığında Halkalı Yüksek Ziraat Okulu’nun öğrencisiydi. 1922 yılında burayı bitirdi. Yüksek Öğretmen Okulu sınavlarına girdi. Parasız yatılı olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde felsefe öğrenimine başladı.

Ahmet Kutsi Tecer, Cumhuriyetin vücut bulduğu vatanın kurulması için cephede savaşanlardan değildi. Ama o Cumhuriyetin yücelmesi için kalemiyle eğitim ve kültür cephesinde görev aldı... "Orda, uzakta" ki köylerdeki halkın kültürünü yaşadı, yaşattı, gelecek kuşaklara aktardı.

Türkiye Cumhuriyet’i imkânsızlıklar içinde kurulmuştu. Okuryazar oranı, 1927'de yüzde 11, 1935'de yüzde 20,4, 1950'de yüzde 33,6’ydı. Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra modern eğitim dallarında yetişmiş eleman sıkıntısı olduğu görüldü. Bu durumun giderilmesi için yetenekli ancak maddi durumları yeterli olmayan öğrenciler, yükseköğrenim düzeyinde branşlarında ihtisas yapmaları için devlet bursuyla Avrupa'daki okullara gönderildi.

Cumhuriyet, Türkiye'nin Batı tarzında eğitim almış yeni bir nesil yetiştirme çabası içindeydi. Yeni cumhuriyetin gençleri, Çalışma hevesi, batılı değerlerle bütünleşme aruzundandı.

Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk, “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz!" demişti.

Yetenekli öğrenciler, bu sebeple; Cumhuriyetin ilanından hemen sonra Avrupa'nın çeşitli ülkelerine uğurlandılar. Amaç, Cumhuriyet'in nitelikli ve aydın eleman ihtiyacına cevap bulmak ve batı tarzında eğitim almış yeni bir nesil yetiştirmekti.

1925-1945 yılları arasında çeşitli branşlarda Avrupa'ya gönderilen öğrenciler, döndükten sonra kendi alanlarının öncü isimleri oldular. Edebiyattan, müziğe, matematikten kimyaya, mühendislikten güzel sanatlara kadar alanında ilk olmuş, önemli pek çok kişiye sahip olduk.