Alt işverenlik Türkiye’de çoğu zaman “esneklik” kelimesiyle yan yana anılır. Personel yükünü hafifletmek, maliyetleri düşürmek, operasyonu daha rahat yönetmek…

İşverenlerin bu modele yönelme gerekçeleri makul görünebilir ancak alt işverenlik ilişkisini diğer tüm iş modellerinden ayıran bir gerçek vardır: Alt işverenlik ilişkisi eğer doğru kurulmazsa, yıllar içinde sessizce büyüyen son derece büyük bir riske dönüşür. Bu riskin adı ise muvazaa. Bu yazı dizisinde “Alt İşverenlikte Muvazaa” konusunu ele alacağız.

Alt işverenlik ilişkisinin belki de en kritik omurgası, “asıl iş – yardımcı iş” ayrımıdır. Bu ayrım sadece teorik bir sınıflandırma değil, tüm yapının ayakta kalıp kalmayacağını belirleyen ana eksendir. Ne yazık ki uygulama sahasında bu ayrım çoğu zaman yalnızca bir “etiket” gibi görülür. Ancak hukukun gözünde “asıl iş” kavramı son derece önemlidir ve muvazaa riskini doğurur.

Asıl iş, işyerinin var olma sebebidir. Fabrika için üretim, hastane için sağlık hizmeti, bir lojistik şirketi için ise taşımacılık… Bu iş, işverenin faaliyet konusunun merkezindedir. Yardımcı işler ise bu ürün veya hizmet üretimini destekleyen ama asıl faaliyet kapsamında olmayan süreçlerdir. Mevzuat açıkça der ki: “Asıl iş alt işverene devredilemez, ancak yardımcı işler veya teknolojik uzmanlık gerektiren işler devredilebilir.”

Ne var ki sahada işler çoğu zaman ideal eksende yürümez. İş yoğunluğu arttığında, maliyet baskısı yükseldiğinde veya yönetim kolaylığı arayışı ağır bastığında, asıl işin bazı parçaları, bazen fark edilmeden bazen ise kasıtlı olarak alt işverenlere devredilir. Bu devir ilk anda büyük bir sorun yaratmaz. İşler yürür, verim artar, maliyet düşer veya beklenen fayda her neyse sağlanır. Fakat yıllar sonra bir sendikal şikâyet, bir iş kazası veya bir iş müfettişi ziyareti gerçekleştiğinde, alt işverenlik ilişkisi incelenmeye başlanır.

Bu incelemede ilk bakılan şey şudur: Alt işverene verilen iş gerçekten “yardımcı iş” midir? Eğer iş, işletmenin ana faaliyet alanı üzerinde yürütülüyorsa, makinelerin çalıştığı, üretimin gerçekleştiği, doğrudan çıktıyı oluşturan bir süreçse, sözleşmeler ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun alt işverenlik modeli kırılgan hâle gelir. Çünkü fiili işleyiş, sözleşmenin iddia ettiği şeyle uyuşmayacaktır.

Asıl işin alt işverene verilmesi yalnızca teknik bir hata değildir; zincirleme bir sorunlar bütünü yaratır. Önce işçinin konumu bulanıklaşır: “Ben kimden talimat alıyorum?” Sonra yetki karmaşası çıkar: “Bana işin şeklini kim anlatıyor?” Ardından sorumluluk sorunu belirir: “Bu kişinin iş güvenliğinden kim sorumlu?” Bu soruların cevabı alt işveren değil de asıl işverene işaret ediyorsa, artık ilişki alt işverenlik ilişkisi olmaktan çıkmış demektir.

Özetle; asıl iş – yardımcı iş ayrımı, alt işverenliğin kırmızı çizgisidir. Bu çizgi aşıldığında sözleşmede yazanlar değil, sahada uygulananlar dikkate alınır. Eğer asıl iş alt işverene devredilmişse, bu durum “muvazaa” olarak geri döner.