Sokaklar tam anlamıyla bir keşmekeş içerisinde. Her yer vurdum duymazlığın yansıdığı manzaralarla dolu.

Daha çıktığımız anda başlıyor mücadelemiz.

Kaldırımlarda yürümek neredeyse imkansız.

Bir taraftan kaldırımları işgal eden arabalar, motorlar ve scooterlar, bir taraftan gelişigüzel bırakılan atık ev eşyaları, inşaat artıkları ve çöpler.

Ayaklarımızın takıldığı yerinden çıkmış kaldırım taşları ve çukurlar, her gün içerisinde bulunduğumuz yaralanma riskleri içerisinde.

Yağmurlu hava varsa oluşan göletler, yerinden çıkmış kaldırım taşlarına bastığımızda kendi üstümüze sıçrayan çamur işin cabası.

Kaldırımlardaki köpek pisliklerine basmamak için yaptığımız cambazlıklar başka bir dert.

Köpeklerini gezdirenlerin hayvanlarının idrarını yapışlarını kayıtsız izlemeleri ayrı bir konu. Sanki hayvan idrarı, insan idrarından farklıymışcasına.

Karşıdan karşıya geçişlerde "yaya geçidi" olan yerlerin hiç bir güvencesi yok. Yolun ortasında kural tanımaz bir sürücünün aracı altında kalabilirsiniz.

Yolda insanların adeta barut fıçısı gibi asabi halleri günümüzde herkesçe kabullenilmiş. Kimseyi uyaramazsınız. Her an herkesten ters bir cevap alabilirsiniz.

Çöpleri karıştıran ve çektikleri arabalara topladıkları kağıt ve işlerine yarar malzemeleri yığanlara ilişmemek için özel bir çaba sarf etmeniz gerekir.

Sözün özü sokağa çıktığınız andan itibaren bir sinir savaşının içinde buluyorsunuz kendinizi.

Bütün bunlara razıyım yeter ki gelecekten ümitli olayım.

Beni pesimist yapan asıl konu, sokaklarımızdaki bu tür durumların azalmak yerine günden güne artarak devam etmesi.

İşte tam bu noktada umutsuzluk sarıyor tüm benliğimi.