Kimi kaynak kişiler, yörelerinde duyup öğrendikleri, türküleri naklettikleri gibi, kendileri de şiir söylemekte, türkü yakmakta veya bestelemektedir.
Kendilerini âşıklık geleneğinin devamı veya bir parçası olarak görmektedirler. Elbette haklarıdır. Ancak bu sanatçılar ozanlık adı olarak, kendilerinden önce yaşamış bir âşığın adını almaları sakıncalı durumlar yaratmaktadır. Örneğin Neşet Ertaş’ın mahlası Garip’tir. Pek çok türküsünde “Garip” mahlasını kullanmaktadır.
Çok güzel bir türküsünün son kıtası şöyledir:
“Bir garibim düştüm gurbet ellere
Aşıkım ben sinendeki güllere
Korkarım adını demem ellere
Düşersin dillere diller incitir..”
İhtimal ki, şiir Neşet Ertaş’ın ve dizede geçen “Garip” mahlasıdır. Öte yandan Türk halk edebiyatında Âşık Garip ve onun Şahsenem’le aşklarını konu edinen hikâyeleri vardır. Bazı türkülerimiz bu hikâyeden alınmadır. Bu şiirin Âşık Garib’e ait olup olmadığını düşünenler olacaktır. O halde kaynak kişiler, ileride olabilecek sorunları da göz önünde bulundurma sorumluluğu içinde olmalıdır.
Derleyiciler, kaynak kişinin yeterli olup olmadığını araştırmalıdır. Derlediği türkü veya ezgiyi çeşitli kaynaklardan doğrulatarak denetlemelidir. Bölgenin müzik yapısı hakkında ön bilgi almalıdır. Araştırmacı formasyonuna, derleme metot ve teknikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmalıdır.
Kaynak kişi ve derleyenin aynı kişi olmasının sakıncaları vardır. Örneğin sözleri Derviş Ali’ye ait olan “Gönül gel seninle muhabbet edelim” adlı türkünün kaynak kişisi ve derleyeni Ali Ekber Çiçek’tir. Türkünün notasını Can Etili yazmış ve TRT repertuarına 3187 numarayla Ali Ekber Çiçek’in Erzincanlı olması nedeniyle Erzincan türküsü olarak kaydedilmiştir.
Bu türkünün repertuardaki notasında üçüncü dörtlüğü şöyledir:
“Solmazsa dünyada güzeller solmaz
Bu dünya fanidir kimseye kalmaz
Yalan dolan ile sofuluk olmaz
Mümin olan bekler berayı gönül…”
Notanın altına türküde geçen yabancı kelimelerin açıklaması da yazılmış ve “Berayı gönül için” Beray-ı gönül: Gönül için, notu düşülmüştür. Berây sözcüğünün, maksadıyla anlamında olduğu doğrudur ama, şiirin aslında bu kelime “Varâ’”dır. “din büyüklerine bağlılık, takva, haramdan kaçınma, sakınma” anlamındadır.
Araştırmacı sorumlu bir derlemeci olsaydı, “berâ” sözcüğünün şiirin anlamını bozduğunu göz önüne akarak Derviş Ali’nin şiirinin asılı ile karşılaştıracaktı. Belli ke notaya alanın da gözünden kaçmıştır.
Bir öğretim üyesi sanatçı da “berayı” sözcüğünün anlamsızlığı görmüş olmalı ki, şiirin aslını araştırıp zahmete girmek yerine o mısrayı “O zaman görürsün karayı gönül" diye okumuştur. Bu durum da sanatçı sorumsuzluğuna örnektir.
Notistler, türkü veya ezgiyi notaya alırken iyi dinleyip kontrolünü yapmalıdır. Notasını çıkaracağı türkünün yöresine ilişkin müzik yapısını bilmeli, hatalı notalama yapmamalıdır.
Mahalli tavırları tespit etmeli, bunu gösterebilmek için detaylı notalama yapmaktan kaçınmamalıdır.
En büyük sorumluluk nihai merci ve son denetim organı olan Repertuar Kurulu’nundur. Repertuar Kurulu’nun yukarıda birkaçını gösterdiğimiz hataları, noksanlıkları görmemek lüksü yoktur. Onun için bu kurul üyelerinin formasyon noksanlığı olmamalıdır. Aksi halde, repertuara alınan eserlerin kaynaktakinden farklı olacaktır.
Repertuar kurulundan konuyla ilgili bilimsel bilgi birikimine sahip uzmanların gerektiğinde akademisyenlerin bulunması sağlanmalıdır.