Zorunlu iskân kararları, doğası gereği özgürce hareket etmeye alışmış Yörük aşiretleri arasında büyük dirençle karşılanmıştı. Bu sıkıntılar ozanların sazına, diline yansımış, yüzyıl farkıyla Karacaoğlan, Budala ve Dadaloğlu gibi âşıkların, destan ve ağıtları günümüzde de söylene gelmekteydi.

17. Yüzyılda zorunu göçe karşı duygularını dile getiren Karacaoğlan, göçün politik kavgasından çok, getirdiği gurbet, ayrılık, sıla hasreti ve sosyal düzenin bozulması gibi sorunları işlemişti.

“Yurdundan göç eylemiş hep güzeller

Gökde turnalar da çığrışıp gider

Altı Arap atlı tuğlu vezirler

Katarda mayalar buz(u)laşıp gider

Yaz olunca her dereler çağlaya

Dostu yoktur deli gönlüm eğleye

Güzeller çekmiş göçünü yaylaya

Hanı yaylam deyü arz(u)laşıp gider

…..”

Rakka veya Harran gibi iklimine alışık olmadıkları sıcak ve kurak bölgelere yerleştirilen Yörüklerin büyük kısmı fermanlara uymayarak İçel, Aydın ve Toroslar gibi eski yurtlarına geri kaçmışlardı.

Dadaloğlu Avşar elleri şiirinde merkezi hükümetin, göçebe yaşayanları yerleşik hayata geçirmesine karşı direnişi dile getirmekte, adeta haykırmaktaydı:

“Kalktı göç eyledi Avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız kirmani

Taşı deler mızrağımızın temreni

Hakkımızda devlet etmiş fermanı

Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur

Öter tüfek davlumbazlar vurulur

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

Hayat tarzları gereği yazın yaylaya çıkan, kışın ovaya inen Avşarlar ve yörükler, sıtma yuvası sıcak Çukurova ovalarına kalıcı olarak yerleşmeyi reddettiler. Fırka-i İslahiye ordusu ile göçerler arasında Toros dağlarında kanlı çatışmalar oldu. Yörükler, yavaş yavaş yerleşikliğe, çiftçiliğe geçişin koşullarını buldular. Anadolu' da nüfus yoğunluğunun fazla olmaması yerleşik düzene geçişi sağladı.

Günümüzde Yörüklerin nerelerde bulunduğunu söylemek için tarihi geçmişe bakmak gerekiyor:

Malazgirt zaferinden sonra bütün Anadolu’ya, 24 Oğuz boyuna mensup kabileler fetih heyecanı, yeni yurtlar bulmak arzusuyla akmağa başladı. Anadolu Yörüklerden oluşmuştu. Türkiye'nin mayası Yörüklerdi.

Coğrafi sınırlar net olmamakla birlikte, Anadolu'nun batısında kalan göçebelere genellikle Yörük deniyordu. Doğu Anadolu, Güney Anadolu ve Horasan hattındakiler de Türkmen olarak anılıyorlardı.

Osmanlı Devleti’ni kuran Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi, Kayı boyu, köken olarak konar-göçer Yörük-Türkmen aşiretlerindendi. Rumeli'de fetihler yapan ünlü akıncı beyi Turahan Bey de Yörük’tü.

Ataları Yörük olan Atatürk, “Kara çadırda yaşayan Yörük, bu milletin özüdür,” derken, kökümüze, ruhumuza ayna tutmaktaydı Hakkında türküler yakılan işgalcilere karşı direnen Yörük Ali Efe’yi de hatırlayabiliriz:

“Şu Dalma'dan geçtin mi / Soğuk sular içtin mi / Efelerin içinde / Yörük Ali'yi seçtin mi // Hey gidinin efesi / Efesi efelerin efesi …..”

Osman Bey, Söğüt civarındaki Yörüklerin liderliğini babası Ertuğrul Bey' den 1281 yılında devralmıştı. Başlangıçtaki küçük aşiret, Beyliğe - Beylikten Cihan Devletine ulaşmıştı.

Yörükler, geniş bozkırlarda ve yaylalarda özgür yaşamayı seviyorlardı. Zora sokulmaktan hoşlanmazlardı. Doğayı çok iyi bilirler, israfa kaçmadan korurlardı. Hayvancılık, çobanlık ve tarımla uğraşırlardı. Sözlerinin erleriydi. Kendilerini şöyle tanımlıyorlardı:

Türk oğlu Türk’ tür özümüz bizim,

Yayladan yaylaya gider göçümüz bizim,

Tarihe şan vermiştir ceddimiz bizim,

Oğuz ile Osmanlı’dır kökümüz bizim.

Yarın ki yazımda Yörük giyim kuşamından söz edeceğim.