Henüz lise yıllarımdı. Romantizm ile realizm arasında gel gitlerle dalgalanıyordum. Romantizm yanımdaki şiir ve musiki, söylemek isteyip de erkekliğime yediremediğim ya da hicabımdan söyleyemediklerimin anlatımıydı. Her gencin bir şiir defteri olmalıydı ki, benim de vardı.

Defterimde, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin unutulmazları arasında olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir hayli şiiri vardı: Ah belleğim geçit verse de olmazsa adlarını sayabilsem: "Abbas", "Aşk Vakti", "Batan Gemi", "Ben Aşk Adamıyım", "Bir Umut", "Bugün Hava Güzel", "Can Yoldaşı", "Çilingir Sonrası", "Gidiyorum", "Hatıralar", "İlk Aşklar", "İki Ses", "Her Günkü Ölüm", "Gün Eksilmesin Penceremden."

GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN

Ne doğan güne hükmüm geçer,

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:

- Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!

İçlerinden biri var ki hayatımın sonraki yıllarında epey kafamı işgal etti. “Yaş otuz beş!” Otuz beş yaşına ulaşmama uzun zaman vardı. Önümdeki yıllar hiç bitmeyecek gibiydi. Okul bitecek, hayal dünyasından gerçek gerçek bir sevgilim olacak, işi güce kavuşacağım, evleneceğim falan falan... Cenap Şehabettin’in “Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi” bile uzaklarda, çok uzaklardaki yaştı. Cenap Şehabettin kitabını yazmaya başladığımda bile ufkuma henüz 28 yaş güneşi doğmamıştı.

“Otuz Beş Yaş” şiirinde kafama “Dante gibi ortasındayız ömrümün” dizesi takılıyordu. Öncelikle o zamanki Türkiye şartlarında yetmiş yaşına çok az kişi gelebiliyordu. Bu nedenle otuz beş yaşın yolun yarısı etmesi genellenemezdi. Sonra Dante’yi araştırır oldum:

Dante Alighieri, 1265 yılında dünyaya gelmiş. Küçük yaştan itibaren aşk şiirleri yazmaya başlamıştı. Rönesans kültürü, Avrupa'da ağır adımlarla ilerlemekteydi. Dante aşkı, dokuz yaşında, kendisinden birkaç ay küçük ve soylu bir ailenin kızı Beatrice'i görmesiyle doğmuştu. Ama hiç kavuşamamışlardı. Beatrice’nin ölümüne yakınmalarını 'Şölen' adlı eserinde dile getirmişti. Venedik Dükası yanında elçilik yaptı. Başarılı olamayınca Ravenna'ya döndü. Ölümüne kadar bu şehirde yaşadı ve 1321 yılında da hayata gözlerini kapadı.

Kısa keseyim. 1265’de doğan Dante, 1321’de ölmüş, yani 56 yıl yaşamıştı. Yani 35 yaşı yolunun yarısı değildi. Peki 35 yaşı Cahit Sıtkı’nın ömrünün yarısı mıydı? Hayır.

Tarancı, 1910 yılının Ekim ayında doğmuştu. Asıl adı Hüseyin Cahit’ti. İlkokulu doğduğu Diyarbakır'da okumuş, orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne devam etmiş, lise yıllarında şiir yazmaya başlamış ve 1931'de Galatasaray Lisesi'nden mezun olmuştu. İlk şiir kitabı "Ömrümde Sükut" 1933'te yayımlamıştı. Cumhuriyet döneminin önemli şair ve yazarlarından Ziya Osman Saba ile 1928'de tanışarak yakın dost olmuştu. Aralarında Türk edebiyatını etkileyen yazışmalar, Tarancı'nın vefatına kadar sürmüştü.

Cumhuriyet gazetesinde çalışmalarını sürdürürken, Peyami Safa ile tanıştı. Cumhuriyet gazetesi sahipleri Nadir Nadi ve Doğan Nadi'nin desteğiyle üniversite öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikeri oldu. 1938-1940'ta Sciences Politiques'te yüksek lisans yaptı. Paris'teki yaşamı sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

Yarınki yazımda otuz beş rakamının sırrını anlatacağım.