Yörükler, yalnız bir mezhep veya inanç grubuyla sınırlı değildi. Akdeniz, Toroslar ve Ege bölgesindeki Yörük aşiretlerinin ve obalarının çoğunluğu Sünni’ydi. İç Batı Anadolu ve Akdeniz'in iç kesimlerinde ya da orman işleriyle uğraşan tahtacı erleri gibi bazı konar-göçer Türkmen / Yörük gruplarının içinde Alevi inancına sahip olanlar çoğunluktaydı. Bu inanca sahip olanlardan Tahtacıların semahı şöyleydi.
“Yine katarlanmış aşkın kervanı
Çekip de gidiyor dost ellerine
Erenler cem olmuş piri civanım
Kemer best bağlamış hep bellerine
…….
Gerçek talip olan menzile yeter
Birlik divanında muhabbet tutar
Cümlesi bir dilden birlikten öter
Aşık oldum onların hoş dillerine
Genç Abdal'ım şaha dergaha geldim
Bir niyaz eyledin darına durdum
Hidayet kapısın(ı) açılmış gördüm
Neler ihsan etmiş hak kullarına
Anadolu'da ve Balkanlar'da yaşayan Yörük boyları adlarını, atalarından veya ağırlıklı olarak besledikleri hayvanların cinsinden alırdı:
Toros Dağları'nda hâlâ geleneksel göçebe hayatı ve kıl çadır kültürünü sürdüren Yörük boylarından biri Sarıkeçililerdi.
Genellikle Orta Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerine yayılmış, Osmanlı'nın kuruluşuyla da yakın bağları bulunan köklü bir boyun adı Karakeçililerdi.
Honamlı Yörükleri ise Teke Yöresi (Antalya, Isparta, Burdur) ve Çukurova civarında bulunuyor, kendilerine has deve ve koyun yetiştiriciliğiyle biliniyordu. Ege ve Akdeniz bölgelerinde yerleşen ve obalara ayrılan kalabalık Türkmen/Yörük grupları arasında Horzum Yörükleri de vardı.
Kızılkecili Yörükleri, Salur boyuna veya Çepni boyuna bağlı bir aşiret/oymak olarak değerlendiriliyor. Yazları bulunduğum bölgenin çevre alanı içinde olan Kızılkeçili köyüne sıkça gittiğimi söylemeliyim. Balıkesir (Edremit-Kazdağları), Bursa, Uşak ve Orhaneli-Harmancık (Bursa Dağ Yöresi) gibi birçok bölgede yaylak-kışlak düzeninde yaşamışlar ve bir kısmı yerleşik hayata geçmişti.
Uşak'taki Beylerhan Camii ve Goca Çeşme gibi yapılar, 19. yüzyılda bölgedeki Kızılkeçili aşiretinin imar ve yerleşim izlerini taşımakta.
Anadolu’da önemli yörük obaları arasında Karatekeli, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Çepni, Farsak, Atçekenler ve Aydınlı bulunuyordu.
Yörüklerin yaşama biçimleri Cumhuriyet dönemi Türkiye’de de şairlerimize ilham kaynağı oldu:
YÖRÜK HASRETİ
Güneyde bir avuç toprağım,
Bir evim, kışlağım olaydı,
Baharda göçseydi otağım,
Toros'ta yaylağım olaydı.
Onulmaz içimde bu yara,
Şehirler dumandan kara,
Çıkaydım dağlara dağlara,
Bulutlar çardağım olaydı.
Pınar obamızın nennisi,
Çimen yatakların en iyisi,
Elimde her gün yenisi,
Güneşler bayrağım olaydı.
N'olurdu göçseydi otağım,
Çukur'da olsaydı kışlağım,
N'olurdu Toros'ta yaylağım,
Güneyde toprağım olaydı.
Ahmet Kutsi Tecer’in yukarıdaki "Yörük Hasreti" şiiri, Toroslar'ın yaylaklarıyla güney coğrafyası üzerinde göçebeliği ve toprak özlemini vurguluyordu. Yörüklerin hayat düzenlerine ilişkin duyduğu yürek sızısını dile getiriyordu. Göç eden otağı, bahar imgesiyle canlandırmıştı. Güneyde küçük bir toprak parçasına, bir yuvaya özlem duyduklarını sanıyordu. Anadolu'nun köklü yaşam tarzlarından biri olan Yörük kültürünü ve göçebe hayatı merkezine almıştı. "Kışlak", "otağ" ve "yayla" gibi kavramlar doğrudan geleneksel Yörük-Türkmen hayatına atıfta bulunuyordu.
Yörükler için “göçer ama savrulmaz, taşınır ama köksüz değildir,” diyebiliriz.