Yörük yemekleri arasında; Bulgur aşı (Etli pilav), Tarhana Çorbası, Yoğurtlu Yayla Çorbası, Gözleme, Mantı, Hamuraşı, Höşmerim, Keşkek, Lokma sayılabilirdi.
Yörük kilimleri, göçebe kültürünün izlerini taşırdı. Eğrilen yün iplikler kök boyalarla hazırlanırdı. Kadınların evlerde kurduğu “ıstar” adlı tezgâhlarda dokunan halı kilim, çuvallar, "Altınbaş", "Toplu", "Ablaş" ve "Takmak" gibi farklı türlere ayrılırdı. “eli belinde kız” ve “tavşan topuğu” gibi motifler öne çıkardı. Sarıkeçili Yörüklerinin en özgün dokumaları arasında turna gatarı motifli namazlağı, aynı zamanda mihrap ve yön gösterirdi.
Bu motiflerin dışında, koç boynuzu, saç bağı, sandıklı. Bukağı, yıldız, insan, tarak, muska, göz, çengel, pıtrak, su yolu gibi desenler de vardı.
Çuvallar Yörüklerin en önemli dokumaları arasında yer alırdı. Çeyiz çuvalları, ala çuval veya harda çuvalı; sumak tekniği ile taşıma sırasında dengeli olması için eşli dokunurdu. Yörük kadınları, dokumaya başalarken ve çuvaldan un alırken: “Bu el benim elim değil, Fatıma Anamın eli” diyerek bereket dilerdi.
. Yörük kadınları, kızları genç yaşta ölen yakınları, gurbete giden nişanlıları ya da evden ayrılan gelinler için ağıt yakarlardı. Ya da, mesaj göndermek ve dertleşmek için manili türküler çığırırlardı.
"Istarın önü mermer,
İlmeği de atar eller,
Alacası solmuş gibi,
Sarardı bende benizler."
"Istar ağacı gıcılar
Yüreğim durmaz acılar,
Ben kilimi dokurken,
Uçar gider şu kuşlar..."
“Kilim kestim kücü kaldı
Alt yanında ucu kaldı.
Ben sevdim el aldı
Yüreğimde acı kaldı.”
Kilim, çuval veya halı dokurlarken işledikleri motiflere uygun maniler de atarlardı. “Metel atma” geleneğinde motiflerinin sevdadan, özlemden yana anlamları vardı..
Türkler gökkuşağındaki renkleri o kadar çok sevmişler ki o renklerden dokudukları Poşuları başlarına ve omuzları üstüne bağlayarak bir simge gibi kullanmışlardı. Orta Asya’dan göçleri üç yüz yıl sürmüştü. Önce gelenler, sonradan gelenleri poşularıyla tanımışlardı.
Poşu Yörükler arasında, bağ kuran parola gibi olmuştu. Poşudaki renklerden kırmızı, al bayrağımızın rengini; beyaz, ruh ve beden temizliğini; yeşil, iman ve muradımızı; mavi, Oğuz soyunun Kayı Boyu’nun flamasının barış zamanındaki rengini; (Savaş zamanı kırmızı olur); sarı buğday başağını, bolluk ve bereketi yansıtırdı.
Balıkesir, Bilecik’ den Antalya’ ya kadar eski Yörük erkek kılığı zeybek kılığıydı. Kadın giyiminde ise ayakta edik veya çarık, üç tek entari, cepken, kuşak, başta fes. Fesin üzerine çekilen bir örtü poşu, yağlık, yazma sayılabilirdi.
Anadolu’ da Yörükler üç türlü çadır kullanırlardı. Biri “Kara Çadır”dı. “Kıl Çadır”, “Çul Çadır” da denirdi. Bir başka türün adı “Keçe Ev”ydi. Alaçık, Alıcık adlarıyla da anılırdı. Üçüncü yerleşim şekli “Topağ Ev”di. Topak Ev, Bekdik Çadırı, Derim Ev adlarıyla da biliniyordu.
Kara Çadır keçi kılının ıstar denen dokuma tezgahında dokunmasıyla yapılıp tek katlı, uzunca bir ev biçimindeydi. Anadolu’ da Manisa ve Kütahya’ dan Adana ve Maraş’ a kadar Kıl Çadırlar kullanılıyordu. Çadır çok kutlu, saygılı, dualıydı: Anonim folklor unsurları içinde sık sık karşımıza çıkıyor:
“Kara çadır eğmedin mi?
Arkacına değmedin mi?
Kör olası zalım felek,
Sen Yörük'ü sevmedin mi?...”
Yurdumuzun, dört yanında bulunan Türk aşiretleri ufak farklar dışında aynı maddi kültüre sahipti. Birkaç Yörük Atasözü sıralayalım:
Aksi giderse yiğidin işi, gaymak yerke çıkar dişi. (Sarıkeçili)
Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur. (Avşarlar)
Gayret imanın yarısıdır. (Honamlı)
Deh demeden yürüyen at,
Buyurmadan dutan evlat,
Bir de eyi çıktı mı avrat,
Nedeceksin düğünü, Nedeceksin bayramı,
Gir oyna, çık oyna.
Hababam ha yürümez at,
Bir kaşık su vermez evlat,
Bir de dirliksiz çıktı mı avrat,
Nedeceksin ölümü,
Gir ağla, çık ağla.
Yarın ki yazımda son cümlemi yazı başlığı yapacağım