Sevgili dostlar, birbirinin devamı olan dört günlük yazı hazırladım sizler için. Bugün bir genelleme yapacağım. Umarım hoşunuza gidecektir.

Yörük, Yürümek fiilinden türeyen, Anadolu' ya gelip yurt tutan göçebe Oğuz boylarını ifade eden bir kelime. Onlar, ister Yörük, ister Türkmen olarak anılsınlar, dil, inanç ve temel kültürleri aynı olan Oğuz Türkleriydi. Yörük, göçebe veya yarı göçebe hayat süren Oğuzları tanımlıyordu. Zamanla yerleşik hayata geçenlere, Türkmen denildi.

Derler ki, her Yörük bir Türkmen'dir, ancak her Türkmen bir Yörük değildir. Çünkü, Türkmen genel etnik kimliği, Yörük ise bu kimliğin Anadolu'da göçebe yaşayan kolunu anlatıyor.

Türklerin ilk yurdu Orta Asya’ydı. Çin Seddinin ötesinde, Orta Asya' da çetin iklim ve arazi şartlarında göçebe hayvancılıkla geçinmeye çalışıyorlardı. Türklerin bundan sonraki yurdu olan, Hazar Denizinin doğusundaki Maveraünnehir ve Horasan Bölgesi de büyük ölçüde çölden ibaretti.

Türkler Anadolu' ya gelmişlerdi. Toplumsal gelişmelerinde, buranın coğrafi özelliklerinin payı olmuştu. Anadolu'nun önemli ölçüde yayla ve dağlık oluşu hayvancılık yapan Yörükler'e bildikleri ve ihtiyaçları olan ortamı sağlıyordu. Yayladan yaylaya göç etmek bile Yörükler için gurbete gitmek gibiydi. Yamaçtan yamaca “ıklık” sesi duyulurdu:

“Çadırlar kuruldu yaylanın düzüne

Davarlar toplandı pınarın gözüne

Uyma dedim gelin uydun eller sözüne

Boynu karanfilli gelin öf...

Yörük gider yaylasına

Kilim sarmış mayasına

Oturdum da çok yalvardım

Sevdiğimin anasına

Yayla yayla gezerim

Dokuz atar mavzerim

Sevdiğimi görmezsem

Ben bu candan bezerim

Al devesi mor köşekli

Sevdiğim kız bol döşekli

Sürüp gider yaylasına

Nazlı yarin bel kuşaklı

Mor devenin kısırı

Döner döner ısırı

Sevdiğimi görünce

Gönlüm olur esiri

…….”

Yörüklerin, uzun, sıkıntılı, zahmetli, yorucu ve güç göç yollarındaki yoldaşları develerdi. Onlar için göçü, sevdayı ve çileyi anlatan her duygu yansımasında develerden motifler vardı. Torosları aşarken develerin karınlarının altından sarkan irili, ufaklı çanlar türkülerine eşlik ederdi:

“Yayla yayla gezerim

Dokuz atar mavzerim

Sevdiğimi görmezsem

Ben bu candan bezerim

Eeyiyeğe haaaa ooğuğoo ha

Eeyiyeğe haaaa ooğuğoo ha

Al devesi mor köşekli

Sevdiğim kız bol döşekli

Sürüp gider yaylasına

Nazlı yarin bel kuşaklı

Mor devenin kısırı

Döner döner ısırı

Sevdiğimi görünce

Gönlüm olur esiri

Öte yandan, yaylanın pek çok yerinde tarıma elverişli ova ve vadiler de vardı. Göçerlerden zarar görüyorlardı. Yaylayı çevreleyen dağların ötesinde de bereketli kıyı ovaları sıralanıyordu. Yörükler, bu kıtada, zaman zaman Osmanlı’nın devlet stratejisi sebebiyle uyguladığı iskân politikaları ile göçe mecbur bırakıldı.

Osmanlı Devleti'nde Yörükleri küçümseme veya dışlama durumu, ırksal bir aşağılamadan çok, merkezi bürokrasi ile göçebe yaşam tarzı arasındaki ekonomik, idari ve kültürel çatışmadan, kayıt altına almak ihtiyacından kaynaklanıyordu.

Yarınki yazımda 17. Yüzyıldan zamanımıza doğru bir yolculuk yapacağız.