Yüzellilikler'in affının doğrudan doğruya Refik Halid sayesinde olduğunu ima eden Yakup Kadri, bizzat Atatürk'ün öykülerini ve yazılarını çok sevdiği Karay'ın yurda dönmesinin sağlanmasını istediğini belirtiyor. Şöyle yazmıştı:
“Bir toplantıda içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya "Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım" demiştir. Şükrü Kaya yazarın bir sınır karakoluna teslim olması, oradan Ankara'ya gönderilmesi yolunda bir çözüm bulmuş, ancak Refik Halid bu çözümü kabul etmeyince, af yoluna gidilmiştir”
150’likler 29 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan bir yasa ile Atatürk’ün sağlığında bağışlanmışlardı. Uzun süre Suriye ve Lübnan’da kalan Refik Halit, yurda döndükten sonra Tan gazetesinde 2 Haziran 1938 tarihli ilk yazısında şu gerçeği vurgulamıştır
“Dönüş sevincim katmerlidir. Sevgili yurdumu ne halde bıraktım? Nasıl bir harika ile karşılaşacağım. Dumanı yaslı yaslı tüten bir fabrika bacası tanırdım; Zeytinburnu. Ankara’da tek bina Taşhan’dı. Bankalarda dilimiz ötmez, şirketlerde sözümüz sökmezdi. Trende, Türkçe’mi Rumlaştırmadan biletçiye meram anlatamazdım. Plajlarda yüzen yabancılara kıyıdan korkarak bakar, Avrupa’dan dönerken hudutta şapkamı pencereden atardım. Yurdumuzda toprağın kurusu bizim, yaşı elindi. Bıraktığım haldeki bu vatan yerine istiklal ve mucize ülkesine kavuşmaktan duyduğum heyecan içinde, ağlar döner ilan bebeklerine döndüm. Mütemadiyen tekrarladığım söz: Yaşa Atatürk, beni gurbette de göğsümü kabartarak yaşatan Atatürk.”
Gazeteciliğe hiç ara vermeyen Karay, yurt dışında gitmek zorunda kaldığı sürgün yıllarında ise Gurbet Hikâyelerini yazmıştı (Tan gazetesinde yayımı Aralık 1938-Nisan 1939).
Refik Halit yurda döndükten sonra politikayla hiç ilgilenmedi. “Aydede” adlı mizah dergisini tekrar yayımlamaya başladı..
Tedavi gördüğü Şişli Sağlık Yurdu’nda 18 Temmuz 1965’te 76 yaşındayken geçirdiği ameliyat sırasında hayata veda etmişti. Kabri Zincirlikuyu Mezarlığı’nda A adasında…
Sanatçının realist hikâye tarzının başarılı bir örneği olan “Memleket Hikâyeleri” ve “Gurbet Hikâyeleri” adlı eserleri sürgünlerdeki birikimin ürünüydü. Yalın bir dil kullandı. Tasvir ve tahliller açısından zengin bir anlatıma sahipti. Anadolu’yu ve Anadolu insanının hayatını eleştirel bir yaklaşımla ele almıştı.
Sürgün sonrası dönemde daha çok romanla uğraştı. Refik Halit, eserlerindeki güçlü gözlemleriyle dikkat çekti. Olayları ve kahramanları en ince ayrıntılarına kadar görmeyi başaran sanatçı, bu özelliğiyle yoğun bir gerçeklik duygusu uyandırdı.
Bir diğer önemli özellik ise türü ne olursa olsun mizaha ve tenkide yönelmesiydi
Sürgün hayatı yaşadığı yıllarda Anadolu halkı için en önemli sorun yoksulluktu. Eğitimsizliğin yol açtığı cahillik ve ağır yaşanan kış şartlarının neden olduğu ulaşım sıkıntıları da büyüktü. Anadolu halkı, etkin bir zümre olan bürokratların ve toprak mülkiyetini büyük ölçüde elinde tutan ağaların altında ezilmekteydi. Bu durum, İstanbul tarafından bilinmiyor veya göz ardı ediliyordu. Ezilen kadınlar, sorumsuz yöneticiler, din adamları onun konusuydu. Resmedilen karakterler yine de yaşama sevinciyle dolu olarak Karay’ın eserlerinde vücut buluyordu.
Milli Edebiyat döneminin de etkisiyle Karay, Memleket Edebiyatının öncüsü oldu. Hikâyelerinin konusu Karay’ı ne kadar üzse de o, yine de Anadolu’ya, onun güzelliklerine ve sıradan insanına umutla baktı.
Refik Halit öykülerinin en önemli yönlerinden biri diliydi. Henüz Ömer Seyfettin ve arkadaşları Genç Kalemler dergisini çıkarmadan önce kimi öyküleriyle konuşma dilinden öyküler kaleme almaya başlamıştı. Memleket Hikâyeleri’nde olaylar Anadolu’da geçmekle birlikte şive taklitlerine başvurulmamıştı. Bunun yerine yazar hikâyeyi genellikle kendisi anlatmayı tercih etmişti.
Onun üslup ve dil hâkimiyetinden büyük zevk duyan Ali Kemal, hakkında şöyle der:
Refik Halid’i sürmeli ki yazsın!..