Moda sektöründe sürdürülebilirlik performansını karşılaştıran, RetailBoss tarafından hazırlanan bu piramit, markaları çevresel söylemlerden çok ticari dayanıklılık açısından okumayı öneriyor.

Görsel, sürdürülebilirliği bir iletişim vaadi olarak değil; talep sürekliliği, fiyat istikrarı ve marka güveni gibi temel ticari göstergelerle birlikte ele alıyor. En üst segmentte yer alan sınırlı sayıdaki marka, yalnızca daha sürdürülebilir üretim yaptığı için değil; ürün döngüsünü uzatabilen, stok riskini yönetebilen ve talebi öngörebilen bir iş modeli kurabildiği için bu konumda bulunuyor. Piramidin orta ve alt katmanlarında ise ölçek büyüdükçe kırılganlaşan bir yapı öne çıkıyor. Hızlı üretim, kısa vadeli satış hacmi ve agresif fiyatlama stratejileriyle büyüyen markalar, yüksek hacme rağmen uzun vadeli ticari istikrarı korumakta zorlanıyor. Bu durum, sürdürülebilirlik tartışmasını “iyi” ve “kötü” marka ayrımının ötesine taşıyarak, markaların ne kadar dayanıklı bir ticari yapı kurabildiğini gösteren bir performans göstergesine dönüştürüyor. Bu nedenle piramit, bir sıralama ya da etik değerlendirme tablosu olmaktan çok bir teşhis aracı olarak okunuyor. “Daha sürdürülebilir olmalıyız” söylemi yerine, mevcut hız ve iş modeliyle markaların ne kadar süre ayakta kalabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Analiz, uzun vadede ayakta kalabilen markaların sürdürülebilirliği bir pazarlama dili olarak değil, iş modelinin doğal sonucu olarak ürettiğini; sürdürülebilirliği yüksek sesle dile getiren birçok markanın ise ticari kırılganlıkla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
LVMH’den Milano hamlesi
LVMH, Watch Week etkinliğinin 2026 Ocak edisyonunu ilk kez Milano’da gerçekleştirme kararı aldı. Saat ve aksesuar segmenti için yılın açılış etkinliklerinden biri olarak konumlanan organizasyonun Milano’ya taşınması, grubun saatçilik markalarını moda ekosistemiyle daha doğrudan ilişkilendirme stratejisini yansıtıyor. Bu hamle, saatlerin yalnızca teknik uzmanlık alanı olarak değil, lüks moda anlatısının tamamlayıcı bir unsuru olarak ele alındığını gösteriyor.
Etkinliğin Milano’da düzenlenecek olması, İtalyan moda haftalarıyla aynı takvim dönemine denk gelen daha güçlü bir uluslararası görünürlük de sağlıyor. LVMH açısından bu adım, aksesuar kategorisini sezonun başında stratejik olarak öne çıkarırken, markaların perakende ve iletişim planlarını yılın ilk çeyreğinde netleştirmelerine imkân tanıyor.

Moda Monte-Carlo’da
Monte-Carlo Fashion Week’in 2026 edisyonu, sürdürülebilir moda odağını merkeze alan programıyla öne çıkıyor. Etkinlik, çevresel sorumluluğu yalnızca bir iletişim dili olarak değil; tasarım, üretim süreçleri ve iş modeli bütünlüğü içinde ele alan markalara alan açmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği niş bir başlık olmaktan çıkararak sektörün ana gündemlerinden biri haline getirme amacını taşıyor.
Organizasyon, özellikle yenilikçi ve bağımsız markalar için görünürlük sağlayan bir platform işlevi görüyor. İtalyan moda topluluğunun yaratıcı ve deneysel yönünü öne çıkaran Monte-Carlo Fashion Week, sürdürülebilirliğin estetikten ödün vermeden nasıl uygulanabileceğine dair somut örnekler sunmayı amaçlıyor.
Erdem’e kültürel sahne
The Metropolitan Museum of Art, tasarımcı Erdem Moralıoğlu’nu gazeteci ve moda yazarı Alina Cho ile gerçekleştirilecek bir söyleşi kapsamında ağırlamaya hazırlanıyor. Moda, sanat ve kültür ekseninde konumlanan bu buluşma, Erdem markasının tasarım dili, anlatı gücü ve çağdaş moda içindeki konumuna dair derinlikli bir perspektif sunmayı hedefliyor.
The Met gibi kültürel bir kurumda gerçekleşecek bu söyleşi, Erdem markasının yalnızca ticari değil, entelektüel ve kültürel değerini de pekiştiren bir adım olarak değerlendiriliyor. Etkinlik, markanın tarihsel referanslar, feminenlik ve modern siluetler üzerinden kurduğu anlatının, moda dünyasının önde gelen düşünsel platformlarında nasıl karşılık bulduğunu göstermesi açısından önem taşıyor.

