Filibe’yi ikinci gün, yıllardır orada yaşayan yurttaşımız ve sevgili Ahmet Çelenk’in arkadaşı Sefer Yılmaz ile gezdim. Bir bilenle gezmek çok kolay oluyor işin doğrusu. Yol rotasını Sefer kardeşim bir ring olarak çizdi. Dolayısıyla en kısa zamanda en çok yeri görme imkanı bulduk. Rotaya göre eski şehrin sokak ve binalarını görüp, ziyaret ettikten sonra Nöbet Tepe’yi, sonra da Antik Tiyatro’yu gezdik.
Bu arada bir detaydan bahsedeceğim. Türkiye’den basın kartım var, ayrıca uluslararası basın kartım da var. Ancak hangi ülkeye gittiysem, bu kartların müze ve ören yerlerinde kabul edildiğini görmedim. İlk defa Filibe’de tüm müzelerde hem de Türkiye’den olan basın kartımı gösterdiğimde kabulüne şahit oldum, üstelik özel konaklar da dahil. İlk olarak Etnografya Müzesi’ne bağlı “Ütü Müzesi”ne gittik. Oradaki görevliye basın kartımı gösterdim ve geçerli olduğunu söyledi. Çıkışta, Etnografya Müzesi’nde de basın kartımın geçip geçmeyeceğini sordum aynı görevliye. O da “geçer” dedi. Etnografya Müzesi’ne gittiğimizde, oradaki görevliye daha ben, “gazeteciyim” demeden, “Arkadaşımız haber verdi. Buyrun” dedi. Basit ama incelikli bir davranıştı. Çıkarken her iki görevliye de nezaketlerinden ötürü teşekkür ettik.
Etnografya Müzesi / Kuyumcuoğlu Evi
ESKİ ŞEHİR
Filibe’nin “Eski Şehir” olarak adlandırılan bölümünü yürüyerek gezdik. Yokuş yerler vardı ama başka türlü gezme imkanı yoktu.
Gezimize Murat Hüdavendigar Camisi’nden başlayıp, Saborna Caddesi’nden yukarı doğru tırmanarak devam ettik. Yol üzerinde çok sayıda restore edilmiş bina gördük. Bunların kimi galeri, kimi müze, kimi de bazı sanatsal etkinliklerde kullanılıyor. Ünlü insanlara ait evler özellikle bina isminde kullanılıyor ya da o kişinin orada yaşadığı tanıtım levhalarında ifade ediliyor.
Meryem Ana Ortodoks Kilisesi
KİLİSELER
İlk olarak yolun hemen sağında Meryem Ana Ortodoks Kilisesi önümüze çıktı. 12. asırda inşa edilen kilise, 14. yüzyılda yıkılmış. Mevcut bina 1844’de inşa edilmiş. Kilise, Ortodoks kiliselerin çatışmaları sırasına önemli bir merkez haline geliyor. 1860’da bağlı bulunduğu İstanbul Rum Patriğini kınayarak bayrak açıyor. Sonrasında Osmanlı Hükümeti’ne gönderilen Kilise ve Halk Konseyi’nin talebi üzerine, Osmanlı tarafından Bulgar Eksarlığı tanınıyor ve bağımsız bir kilise oluyor. Kilisenin bahçesinde dönemin önemli din adamlarının mezarları var.
Gezdiğimiz kiliselerden birisi de Aziz Konstantin ve Azize Elena Kilisesi oldu. 4. Asırda yapılan kilise Plovdiv’de yapılmış en eski kilise. Daha sonra yıkılan bina, 19. yüzyılda yeniden inşa edilmiş. Kilisenin hemen yanında İkon Müzesi var. Burada, gerçek ikonlar ziyaretçilerin görseline sunulmuş. Kilise, kale duvarlarının üstünde inşa edilmiş görüntüsü vermekte.
Yeni Ortodoks Kilisesi ile Filibe Metropolü gördüğümüz ve görülmesi gereken kiliseler arasında. Bunların dışında da kilise açısından zengin bir şehir Filibe. İsteyenler için çok sayıda ziyaret edilebilecek kilise var; Sveta Nedelya Kilisesi, Ermeni Kilisesi, Sveta Paraskeva Kilisesi, Sveti Dimitar Kilisesi gibi…
Hindliyan Evi’ndeki gül suyu akan çeşme
MÜZELER - EVLER
Nöbet Tepe’ye çıkana kadar sağlı sollu gördüğümüz çok sayıda restore edilmiş ve müze haline getirilmiş bazı yerleri ziyaret ettik.
Hisar Kapısı
Bunlar;
Etnografya Müzesi haline getirilmiş Kuyumcuoğlu Evi. Bina gerçekten muhteşem. Sadece binanın dış restorasyonu bile insanı etkiliyor. Müzede, son birkaç asır içerisinde halk tarafından kullanılan; eşya, makine, teçhizat ve kıyafetler sergileniyor.
Etnografya Müzesi’ne bağlı olan ancak başka bir binada bulunan Ütü Müzesi oldukça ilgimizi çekti. Çünkü ilk defa bir ütü müzesi gezdim. Müzede, ütüye ilişkin her şey var. Hatta görsel amaçlı yapılmış minyatür ütü çeşitleri de bulunmakta.
Boyacızade Evi denilen binada, Dr. Stoyan Chomakov yaşamış. Bugün galeri olarak kullanılan binada 2 yıl yaşamış olan Chomakov, Bulgaristan’da ulusal birliğin önde gelen şahsiyetlerinden biri. Kendisi modern Bulgaristan’ın kurucularından sayılıyor.
19. yüzyılda yapılmış Balabanov Evi, görülmesi gereken yapılardan birisi. Son sahibi olan Luka Balabanov’un adıyla anılan bina, dönemin zenginlerinin yaşam standardı ile ilgili bilgi verecek boyutta. Bina günümüzde sergi ve toplantılarda kullanılmakta.
Dönemin zenginlerinin yaşam koşullarını görebileceğiniz bir başka yapı, Balabanov Evi’nin hemen yanında olan Hindliyan Evi. Merakımızdan sorduk, “Sahibi Hintli miydi?” diye ama değilmiş, Ermeniymiş. Binanın ikinci katında bulunan çeşmeden gül suyu akıtılıyormuş. Evde gördüğümüz hamam, tam bir Osmanlı ev hamamı şeklinde. Sahibi olan Hindliyan’ın fotoğrafını gördüğümüzde adeta bir Osmanlı vatandaşıyla karşı karşıyaydık. Aslında müze ve evlerdeki fotoğraflarda yer alan insanların hepsinde Osmanlı görünümü vardı. 500 yıllık birliktelik bölge halkını kılık kıyafetine tam olarak yansımış.
Başlıcalarını gezdiğimiz evlerin yanı sıra gezemediğimiz ama görülecek başka evler de bulunmakta eski şehirde. Bunlar arasında; Bakalova Evi, Baytov Evi, Nedkovich Evi, Pavliti Evi, Danchova Evi, Stambolyan Evi, Klianti Evi, Lamartin Evi, Chalakkova Evi, Ritora Evi, Beyaz Ev (Kültür Evi) gibi evler bulunmakta. Kırmızı renkli oldukça büyük bir binanın ne olduğunu özellikle merak ettim, ancak bir açıklama yoktu. Sonradan buranın bir Rus restoranı olduğu ve kapalı olduğunu öğrendim.
Roma ve Osmanlı Dönemi’nde üst üste yapılmış yapılar
SOKAKLAR
Eski Şehir’in Arnavut Kaldırımından yapılmış sokakları, birbirinden şirin restoran, kafe ve dükkanlara ev sahipliği yapıyor. Bunlarda dinlenip bir şeyler yeme ve içme imkanı bulabilir, ayrıca hediyelik eşyalar alabilirsiniz.
Sokaklara güzellik veren binalar, bulundukları sokak ile bütünleşmiş. Binaların kiminin duvarları bir tablo gibi boyanmış. Evlerin bazılarının önünde veya parklarda farklı düşüncelerle yapılmış ilginç sanat eserleri bulunuyor.
Sefer kardeşim, sokakların birinde bulunan Hisar Kapısı’nda fotoğrafımı çekmek istedi. Sembol sokaklardan biriymiş. Ziyaretçiler mutlaka burada fotoğraf çektirirmiş. Eksik kalır mıyım, şehri savunmada önemli bir yeri olan kapıda fotoğrafımızı çektik.
Bazı sokaklardaki evlerin cumbaları neredeyse birleşmiş. Sanırım döneminde bu evlerde yaşayan hanımlar, kendi evlerinde otururken birbirleri ile bu cumbalardan sohbetlerini samimi bir şekilde yapıyorlardı.
İlgimi çeken sokaklardan birinde, binaların alt katı Roma döneminden kalma duvarlar, üzerindeyse Osmanlı döneminden kalma binalar bulunuyordu. Yani iki farklı döneme ait 2 farklı yapı…
İstanbul’da bulunan Kamondo Merdivenlerinin bir benzerini Filibe’deki eski şehir bölümünde gördüm.
Nöbet Tepe ve manzarası (Sefer Yılmaz ile)
NÖBET / NEBET TEPE
Osmanlı döneminde Nöbet Tepe olarak adlandırılan bölge, şimdilerde Nebet Tepe olarak isimlendirilmiş.
M.Ö. 4000 yıllarında Trakların yerleştiği tepelik olan bu bölge, daha sonra Makedon Kralı II. Philip tarafından fethediliyor. Kale olarak yapılmış alanda her iki uygarlığın izlerine de rastlamak mümkün. Arkeolojik kazıların halen sürdürüldüğü Nöbet Tepe’den Filibe’yi 360 derecelik açıdan seyretmek mümkün.
Nöbet Tepe’den baktığımızda, şehrin aşağı kesiminde bulunan Osmanlı yapılarından Hünkar Hamamı’nı da görebildik.
Antik Tiyatro
ANTİK TİYATRO
Nöbet Tepe’den farklı bir yoldan aşağı inişte Antik Tiyatro’yu göreceksiniz. M.S. I.-2. yüzyıl arasında Romalılar tarafından inşa edilmiş tiyatro, 5-7 bin arası kapasiteye sahip. Tiyatro bugün güncel konser ve etkinliklerde kullanılmaktaymış.
Antik Tiyatro’nun karşısında değişik mimarisiyle Müzik Akademisi var. Akademinin önünde bazı sanatçıların heykelleri var. Heykellerde, sanatçıların kullandıkları enstrümanların detayı da vurgulanmış.