Bir insanı, bir yeri yeniden görme isteği diye tanımlanmış özlem sözcüğü; eş anlamlısı olarak da “hasret” verilmiş. Hasret de en az özlem kadar güzel bir sözcük. Hasret isim olarak da verilmiş. İlk duyduğumda çok sevmiştim. Fransızlar özlemlerini “beni eksik bıraktın” kalıbıyla bildiriyorlarmış.
Özlemin dimağımızda bıraktığı bir tat da var. Özlem duygusu tatlı bir sızı gibi. Birçok insani duygu insan olmayı başarmış kişilerde oluyor. Acımasız, gaddar, kötü biri neyi ya da kimi özleyebilir? Genelde kötülerin yaşamı ihtiyaç üzerine kuruludur. Hadi başka bir biçimle soralım sorumuzu; sevmeyen özler mi?
Doğduk, yaşadık ve bir gün öleceğiz. İki tarih arasındaki o minik çizgi bizim hayatımız ve minicik çizginin içine bizler kocaman bir yolculuk sığdırıyoruz. O yolculuğun parçalarından biri de insanlaşmaya çalışmak. Ne fiziksel varlığımız ne gen dizilimimiz insan olmaya yetmiyor bence. İnsan olmak, insan olmaya çalışmak zamanın bir yerinde aldığımız bir karar. Ve uzun bir süreç.
Gerçekleştirdiği eylemleri de özlüyor insan. Ben bu günlerde kendimi şehirler arası bir otobüsün camına alnımı yaslamış; içimde bin bir duyguyla bir yerlere giderken buluyorum. Sanki o yolculuk bugüne kadar yapmış olduğum yolculukların tüm duygularını barındırıyor içinde. Uğuldayarak akıyor yol. Motorun, dişlilerin gürültüsü duyuluyor. Kimileri uyuyor, kimileri konuşuyor. Ben de kendime fısıldıyorum ‘’bazı yolculuklar ayrılıktır bazıları kavuşma ama benim ayrılığım asla bitmiyor.”
İnsan en çok “keşke” dediklerini özler. Söyleyemediklerinizin esiri olursunuz. Yapamadıklarınızın kölesi. Ne yaparsanız yapın bir boşluk kalır içinizde. Çünkü tekrarı yoktur hayatın. Şimdiki aklım olsaydı diye başlayan cümleler tehlikelidir. Derin bir mutsuzluğu ve başaramamayı ifade eder. Galiba hepimiz mutsuzluklarımızı geçmişimizden taşıyoruz yaşadığımız şimdiki zamana.
Özellikle ikili ilişkilerde her şey yaşanmalı ve bitmeli. Bu isterseniz arkadaşlık olsun isterseniz de kadın erkek ilişkisi. Yarım kalan ne varsa hayalet gibi peşimizi bırakmaz.
Özlem ve sevgi kavramlarının birbirleriyle doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Seven özler anlamında değil de sevmeyi bilen özlemeyi öğrenir demeye çalışıyorum. Sevme duygusu bize tanrının armağanı. Sevmeyi ancak bizi çok seven birilerinden öğreniyoruz. Tabi ki çocukluğumuzda gerçekleşiyor sevmeyi öğrenmek.
Eğer çocukluğumuzda sevgiyle tanışmamışsak birilerini sevmemiz çok zor. Sevgisiz büyüyen çocuklar hep geçmişe geri dönerek düzeltmeyi hayal ediyor. Oysa ne tekrarı var hayatın ne de tedavisi. Bu yüzden hayatın yaraladığı çocuklar büyüyemiyor asla.
Sevgi tüm canlıların ihtiyacı. Hepimiz sevilmek istiyoruz. Hep derler ya çiçeklerinizle konuşursanız daha güzel büyürler, daha güzel çiçeklenirler diye. Başını okşadığınız sokak köpeği sizi her gördüğü yerde koşarak yanınıza gelir ve kafasını uzatır okşayın diye. Bir tanesini severseniz ötekiler gelir kendilerini size sevdirmeye çalışır. Kediler için de aynı durum söz konusu. Tüm canlılar için kısacası.
Sizi gördükleri zaman sevinç içinde koşarak yanınıza gelen sokak canlarının verdiği mutluluk inanın bambaşka.
Düzyazıyla sayfalarca anlatmaya çalıştığınızı bir dizeye sığdırabiliyorsunuz. Arzu Eşbah’ın gıpta ettiğim, çok sevdiğim bir dizesi var;
“bildiğin gibi değil seni aklımda tutmanın tadı”
Özlem aklınızda tuttuğunuzun dimağınıza bıraktığı tattır. Onun yüzünü aklınızda canlandırdığınızda dudaklarınıza kimseler görmeden yerleşen gülümsemedir.
Hiç ayrılmıyorlar. Sevmekle özlem hep yan yana.