İzlemesi en zor filmlerdendir. Çoğu insan gördüğü korkunç sahneler nedeniyle yarım bırakır ve sinema salonundan çıkar ya da evinde izliyorsa kapatır hiç açmamak üzere televizyonunu. Gördüğü yarım yamalak görüntülerin etkisinden de uzun süre çıkamaz.
Pier Paolo Pasolini yönettiği filmin senaryosunu Sergio Citti ile birlikte yazmıştır. Adı sadizm ile anılan Fransız aristokrat Marquis de Sade'nin 1785 yılında yazdığı en sıra dışı eseri olan Les 120 journées de Sodome ou l'école du libertinage adlı kitabının 1940'lı yıllara uyarlamasıdır.

Film öyle rahatsız edicidir ki gösterildiği birçok sinema salonunda seyirciler arasında kavga çıkmasına neden olmuş. Dünyanın birçok ülke-sinde de gösterimi yasaklanmıştır. İzleyenler arasında krize girenlerin, bayılanlar sayısı hiç az değildir.

Pasolini’nin bu filmi aslında ağır bir faşizm eleştirisidir. Gücü ele geçirenlerin güç zehirlenmesiyle ne kadar acımasız ve sadist olabileceklerinin bir öngörüsüdür.

Jeffrey Epstein haberlerini okudukça çoğumuzun ağır bir bulantı hissine kapıldığımızı düşünüyorum. Aklım kabul etmiyor insan denen yaratığın reşit olmayan çocuklara yaşattığı acıları ve korkuları.

Sistematik olarak Dünya’nın her yerinden toplanan çocuklar sapkın zenginlere, sapkın politikacılara, bürokratlara, profesörlere sıradan bir oyuncakmış gibi sunulup işkenceyle öldürülmüşler.

İddialar öyle korkunç ki öldürülen çocukların yendiği söyleniyor. Bağırsakları parçalanan bebeklerin bağırsaklarından çıkan dışkıların da yendiği iddiaları var.

Sodom'un 120 Günü adlı filmin en kült sahnelerinden biridir dışkı yeme sahnesi. İşkenceci kurbanının dışkısını yer.

Prenslerin, prenseslerin, Arap Şeyhlerinin, politikacıların, zenginlerin adları ve bu sapkın oluşuma nasıl katkı sağladıkları dolaşıyor ortalıkta ama şu ana kadar bu insanlar hakkında en ufak bir soruşturma, araştırma yapılmadı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Sanki Dünya aynı şekliyle devam edecekmiş gibi.

Kanıtlayamayacağım ama emin olduğum bir durum var. Önümüze saçılan bu lağım hiçbir sözcükle, sıfatla, kavramla tanımlayamayacağımız bu sapkınlık en çok Türk insanının canını yakmıştır. Bundan eminim ama kanıtlayamam.

En çok Türk insanı dert edinmiştir parçalanan çocukların çığlıklarını.

Artık psikoloji biliminin bile açıklayamayacağı sapkınlıklar çağındayız. Sadece teknolojik olarak ilerlemişiz. İnsanlıktan çoktan sınıfta kalmışız. Uçaklarımız, füzelerimiz, gemilerimiz, bilgisayarlarımız her şeyimiz var ve insan denen yaratıkların yaptığı sapkın işkenceleri hiçbir yapay zekâ, hiçbir bilim, hiçbir mantık açıklayamıyor.

Yıllar önce seyrettiğim ve ruhumda izler bırakan film gerçek olmuş. Durmadan karşıma yeni bulunan belgeler çıkıyor. Okuduğum her satır içimde öfke patlamaları yaratıyor. Yaşamak adına yarattığımız bir parça anlam korkunç acılarla silinip gidiyor.

Ve umutsuzluk.
İnsan umudunu yitiriyor. Öfke.
Umutsuzluk.
Derin, karanlık ve sessiz bir boşluk.
İnsanlar nerede?