Alt işverenlik ilişkileri, iş dünyasında giderek artan bir uygulama alanı bulsa da, bu ilişkilerin hukuki zemini olan sözleşmelerin ne derece doğru ve eksiksiz hazırlandığı konusu ciddi bir muamma. Bir grup işverenler sözleşmeleri bir formalite olarak, bir diğer grup ise “riskleri alt işverene yükleyen belge” olarak görüyor olsa da aslında bu belgeler, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen, olası uyuşmazlıkların önüne geçen ve hukuki güvence sağlayan temel araçlar olarak değerlendirilmeli. Ancak uygulama sahasında sıklıkla görüyoruz ki; gerek işverenlerin gerekse alt işverenlerin ciddi bir çoğunluğu henüz hangi sözleşme türünü kullanması gerektiği konusunda dahi bilgi sahibi değil veya sahip olduğunu sandığı bilgi kökten yanlış. Asıl iş nedir, uzmanlık gerektiren asıl iş nedir, yardımcı iş nedir, anahtar teslim iş nedir, alt işverenlik sözleşmesi nedir, eser sözleşmesi nedir, hizmet sözleşmesi nedir, hangi iş için hangi sözleşme kullanılmalıdır? Bu uzun yazı dizisinde alt işverenlik, eser ve hizmet sözleşmeleri konularına değineceğiz ve tüm soruları cevaplandırmaya çalışacağız.

Gerek eğitimlerde gerekse uygulama sahasında pek çok işverenin sorduğu sorulardan biri de "Alt işverenlik ilişkisini inşa etmekten bahsediyoruz ve bunu anlıyoruz ama elimizde hâlihazırda kurulmuş alt işverenlik ilişkileri var. Bunlarla ilgili neler yapmalıyız?" sorusu. Bu son derece doğru bir soru ve cevabı, her şeyi bir anda değiştirmeye çalışmak değil sistematik ve ölçülü bir aksiyon planı hazırlamaktır.

İlk adım: Mevcut ilişkilerin envanterini çıkarmak. Kaç alt işvereniniz var, hangi işleri yapıyorlar, mevcut sözleşmeler mevzuata ve fiili duruma uygun mu? Bu envanter olmadan nereden başlayacağınızı bilemezsiniz.

İkinci adım: Her bir ilişkiyi işin niteliği açısından değerlendirmek. Alt işverenlere verilen işler yardımcı iş mi, anahtar teslim iş mi, asıl iş mi? Bu sınıflandırma, hangi ilişkinin ne tür bir sözleşmeyle yürütülmesi gerektiğini belirler. Sınıflandırma yaparken tarafsız bir gözle bakmak gerekir ve "bu işi nasıl sınıflandırmak işimize gelir" değil "bu iş gerçekte hangi sınıfa giriyor" sorusu sorulmalıdır.

Üçüncü adım: Mevcut sözleşmeleri gözden geçirmek. Doğru sözleşme türü seçilmiş mi? Zorunlu hukuki unsurlar var mı? Teknik şartname mevcut mu ve güncel mi? Bu sorulara yanıt bulmak, sözleşmedeki açıkları ortaya koyar.

Dördüncü adım: Uygulama sahasını denetlemek. Sözleşmede yazılanlar sahada uygulanıyor mu? Talimat zinciri doğru işliyor mu? Alt işveren gerçekten bağımsız bir organizasyon olarak mı faaliyet gösteriyor? Bu denetim en değerli bilgiyi sunar çünkü sözleşmede ne yazarsa yazsın gerek müfettişler gerekse mahkemeler nezdinde fiili durum esastır.

Beşinci adım: Tespit edilen açıkları öncelik sırasına göre kapatmak. Her şeyi bir anda düzeltmek maalesef mümkün değildir ama en ciddi riskleri öncelikleyen bir aksiyon planı hazırlayarak zaman içerisinde tüm riskleri yok etmek mümkündür.

Altıncı adım: Denetim mekanizmasını kalıcı biçimde kurmak. Tek seferlik bir gözden geçirme yeterli değildir. SGK takibi, periyodik saha denetimi ve yıllık sözleşme revizyonu gibi denetim unsurları, sürdürülebilir bir uyum kültürünün temelini oluşturur.

Bu adımları atmak zaman ve çaba ister. Ama her adım, ileride çok daha büyük bedeller ödenmesini önleyecektir.

https://oguzhanaslan.com/bilgi-bankasi/blog