İlginç olan, fesin bir zamanlar ilericiliğin simgesiyken, daha sonraki dönemlerde gericiliğin sembolleri arasında sayıldı.
Osmanlı modernleşmesinin, toplumsal dönüşümün ve Doğu-Batı sentezinin en ikonik simgelerinden biri fes olmuştu. Doğu ile Batı'nın kesişim noktasında bir imparatorluğun kimlik arayışını temsil etmişti. Merinos yününün dinkleme sanatıyla keçeleşerek kazandığı karakteristik form, Feshane'nin endüstriyel mirasından sivil yaşamın adab-ı muaşeret kurallarına kadar uzanan geniş bir yelpazede dönemin sosyo-politik ruhunu ve estetik anlayışını yansıtmıştı.
Fes denilince Dertli’nin bir şiirini anımsarım. Deryâ Kaptanı Hüsrev Paşa, Tunus’tan dönüşünde getirdiği, kimi deniz erlerine de giydirdiği “fes” adı verilen ve o zamana kadar Türkiye’de bilinip giyilmeyen bir başlık, Pâdişah II. Mahmud’un hoşuna gitmişti; bir fermanla askerlerin ve devlet memurlarının fes giymelerini buyurdu; yüzyıllardan beri kullanılan kavuk, sarık gibi başlıklar bırakılmaya başlandı Ancak, özellikle tutucu çevreler bundan memnun olmamış, fesin “gâvur icâdı” olduğunu öne sürmüşlerdi. Ne var ki, pâdişahın kendisinin de giydiği fes kısa zamanda yaygınlaştı. Tutucular, fesin “püsküllü belâ” olduğunu söyleyip yergiler yazarken, fese övgü yazanlar da vardı; bunlardan biri de Dertli’ydi. Hatta fesi öven iki şiir birden yazmıştı. Bunlardan biri şöyleydi:
Al renkler bahş eder ruhsâre-i hûbâna fes
Benzemez mi şâh-ı gülde gonca-i handâna fes
[Fesin kırmızı rengi, güzellerin yanağına benzer. Güllerin en güzelinin dudaklarının açılışına benzemez. Fesin rengi koyu kırmızıdır; “fes rengi”dir. Şair bu beyitte, fesin rengiyle güzellerin yanağının ve goncanın rengiyle benzerlik kuruyor.
Şöyle örter bastırır perçemleri mahfûz için
Hâil olmak maksadı manzûre-i düşmana fes
[Şöyle örter bastırır, perçemleri korumak için / Engel olmak amacı, düşmanın görmesine, fes]
Kudret-i Mevlâ ile günden güne şöhretlenip
Başların üstünde yer buldu gelip meydâna fes
[Tanrı’nın gücüyle günden güne yaygınlaşıp / Başların üstünde yer buldu, çıkıp ortaya, fes]
Kurt ile ağnâmı gezdirdi berâber dünyâda
Adl-i seyfi şâyi etti milket-i Osman’a fes
[Kurt ile koyunu gezdirdi yan yana dünyada / Kılıcın adâletini yaydı Osmanlı ülkesine, fes]
Kahr-ı a’dâ kılmağa çekti süyûf-ı Haydar’ı
Anın için rengi al oldu boyandı kana fes
[Düşmanı kahretmek için çekti Hz. Ali’nin kılıcını / Onun için rengi al oldu, boyandı kana, fes]
Pâdişahlıktan murâd kaanundur ancak âleme
Haşre dek yâd olmağa kaanun yeter sultâna fes
[Pâdişahlıktan anlaşılan, kaanundur ancak dünyaya / Mahşere dek anılmaya, kaanun yeter sultâna, fes]
Nice serdengeçtiyi serden geçirdi tîgledi
Dalkılıçlar zümresin daldırdı hep ummâna fes
[Nice yiğidi başından etti, kılıçladı / Dalkılıçlar topluluğunu döktü hep denizlere, fes]
Bağbânın bağların soldurdu bâd-ı kahr ile
Hân ü mânın şöyle kıldı anların virâne fes
[Bahçıvanların bahçelerini soldurdu, kahreden yelle / Evlerini barklarını böyle etti onların virâne, fes]
Bârekallah hoş yaratmış Hak nazardan saklasın
Âl-i Osman devleti sultanı Mahmut Han’a fes
[Mübârek olsun, hoş yaratmış, Tanrı nazardan saklasın / Osmanoğulları Devleti’nin sultanı Mahmut Han’ı fes]
Fes değil medhiye-i festen murâdım Dertli’yâ
Bir vesiledir dua-yı Hüsrev ü Hakan’a fes
[Fes değil fesi övmekten amacım, ey Dertli / Bir vesiledir, Hüsrev’e ve Hakan’a (Vezir Hüsrev Paşa ve Pâdişah II. Mahmud) duadır, fes]
Hüsrev Paşa, Deryâ kaptanı olduğu sırada, Tunus’tan getirttiği fesleri deniz erlerine giydirerek pâdişahın bir cuma namazı törenine çıkarmıştı. Bundan hoşlanan II. Mahmud, fesin resmî başlık olması buyruğunu vermişti. Pâdişaha ve Hüsrev Paşa’ya yaranmak için fese övgü yazanlar arasında, Dertli de vardı.