Çalışma odamın penceresinden gördüğüm otoparkın kapısına sarılmış güllerin coşkusu tahrik ediyor. Yazlık köyümüze dönebilmek için sabırsızlanıyorum: Ah güller, güller… Size ne diyeyim?
Vuslat yataklarına gül yaprakları serpilmiş, gül döşenmiş. Kitaplarımızın arasındaki gülkurusu yaprakları mutlu çağrışımlara neden olmuş. Şekerli gül tatlıları gülbeşeker adıyla anılmış. Kırmızıya gülgun, pembeye çalanına gül-i suri, sarı-kırmızı olanına gül-i rana , laleye gülriz adını koymuşuz.
Halk hikâyelerinde güllü isimler yaygın. Güllü Han ile Melikşah, Mahi Varaka ile Gülşah, Hüsrev ile Gülruh, Gül ile Sitemkâr hikayelerinde olduğu gibi. Hasılı bir gül uygarlığına sahibiz.
Isparta’da gül sabah 05.00 ile 10.00 arasında toplanır. Bu saatler gülün kokusunun en verimli olduğu saatler diye bilinir. Bu saatler arasında doğan doğan kız çocuklarına Gülderen adı verilir. Öğleden sonra doğan kız çocuklarına Gülseren ya da Gülser veya Gülümser adı konulmuş. Çünkü sabah erken toplanan güller öğleden sonra sergilerde kurutmaya bırakılırmış. Gece gül toplanırken doğanlara Gülay adı verilmiş.
Kız çocuklarına güzel olsunlar diye güllü adlar verilir ki sayıları yüzü geçer. İşte bunlardan birkaçı: Ağgül, Asigül, Aygül, Ayşegül, Badegül, Bağdagül, Bahtıgül, Birgül, Destegül, Esengül, Ergül, Gelengül, Goncagül, Güldalı, Güldane, Gülizar, Gül, Gülce, Gülfidan, Gülnaz, Gülfidan, Gülkız, Gülsema, Gülşen, Gülden, Gülfem, Gülfer, Güller, Gülser, Güleser, Gülseren, Gülsine, Gülsiye, Gülay, Gülşah, Gülbeyaz, Gülnur, Gülnar, Gülendam, Gülbeşeker, Gülümay, Yazgülü,ve niceleri…
İstanbul’da çiçek adı taşıyan yüzlerce sokak adı arasında belki yüze yakın ‘’gül’’le başlayan sokak adına rastlarsınız.
Âşık Gevherî, bülbüllerin figanına rağmen sevgilinin yanağında açan, gülen güllere çarpılışından söz ediyor:
“Figan etmekte bülbüller
Nice iller bizi dinler
Açılmış yanakta güller
Güli handana çarpıldım”
Gevheri bir başka şiirinde beyaz gerdanlı, köprü boyunlu sevgilinin yanağına kırmızı gül takmasının felaket olabileceğini söylemiş:
“Gevherî der: Şah-ı bülbül,
Beyaz gerdan bina-yı pül
Yanağına kırmızı gül
Takma, beni öldürürsün.”
Gelinlik kızlar ve evlenme çağına gelmiş delikanlılar güllü çorap giyerler. Evlenme çağına geldiklerinin işaretidir. Gül şeklinde örülen oyalara ise gül oya denir. Gül manilerimizde de vücut bulmakta:
“Güle serdim güle serdim, / Gül mendili güle serdim, / Gül topladım gül yanaktan, / Al gülü gülşene serdim...”
“Gül yolladım gül yolladım, / Gülü gülüme yolladım, / Bülbül güle dem dökerken, / Ben gülüme gül yolladım.”
Gül sevgisi dostluğa, dostluk Allah için sevmeye, bu da insanı evliya ve Peygamber sevgisine götürebilir.
“Muhabbet nedir: Muhammet
Müminin arzusun Cennet
Yola giren cana minnet
Bir has gül olmuş kokuyor…”
Günlerden bir gün, Ruhsatî ve çırağı Mesleki, köylerine yakın bir yaylada taze açmış güle benzeyen üç kız görmüşler. Ruhsatî hemen söylemeye başlamış :
Yârin bahçesinde üç gül açılmış
Ak gül, kırmızı gül ille sarı gül
Üçü birbirinden fazla saçılmış
Ak gül, kırmızı gül ille sarı gül
Biri kirpiğini süzüp geliyor
Biri yüreğimi ezip geliyor
Birisi zülfünü düzüp geliyor
Ak gül kırmızı gül ille sarı gül
Birinin kaşları benzer hilâle
Birinin dudağı dönmüş zülâle
Birisi açmış kırmızı lâle
Ak gül, kırmızı gül ille sarı gül
Tam burada Meslekî araya girmiş ve bir dörtlük de o söylemiş:
“Nevbahardır yaylalara göçülmüş
Pir elinden dolu bade içilmiş
Birbirinden güzel doğmuş açılmış
Ak gül kırmızı gül ille sarı gül”
Gülleri anlatıp da bülbüllerden söz etmemek olmazdı. Elbet onlardan da söz edeceğim.