Kısaca akıllı tarım diye tanımlayabiliriz hayatımıza giren bu kavramı. Amacı ise tarımsal verimliliği artırmak için toprak ve ürün yönetimidir. Tarlaya, bahçeye, tarımsal ekipmanlara yerleştirilen sensörler ve bu sensörlerin toplayarak dijital olarak gönderdiği bilgileri önceki verileri de işin içine katarak yapılan analizlerle gerçekleşir Tarım 4.0 uygulaması. Bu analiz ve değerlendirme sonunda hangi gübreyi hangi ilacı ne miktarda kullanacağınız belirlenir.
Amaç doğru tohumu doğru zamanda toprakla buluşturmak; doğru zamanda yeterli miktarda sulamak, doğru oranda gübre ve ilaç atarak toprağı ve verimliliği korumaktır.
Verimlilik çok üretmekle tanımlanmaz. Verimlilik en az girdiyi kullanarak en yüksek üretim düzeyine ulaşmaktır.
Tarım alanında kullanılan gübreler doğal olmayan kimyasallardır. Doğru kullanım gerçekleşmezse süreç içinde tarım toprakları ne yazık ki ölür. Toprak içinde barındırdığı organizmalarla canlıdır. Sürekli kendini yeniler. Ağaçların dökülen yaprakları, budanan ve parçalanarak bahçelerde bırakılan dallar bir sonraki senenin gübresidir. Toprak içine aldığı ne varsa dönüştürür ve yararlı hale getirir.
Toprağın gücünün yetmediği ölçüsüz ve çok fazla kullanılan kimyasallardır. Bu kimyasalların patates üretiminde aşırı kullanımıyla Nevşehir’de birçok yerde toprakta hiçbir şey yetişmez oldu.
Hafta sonunda tarımsal ilerlemeyi kendine dert edinmiş iki güzel insanla tanıştık. İzmir’den bunları anlatmak için geldiler Çanakkale’ye. Ali Rıza ERSOY ve Esra Deniz KARAGÖL hiçbir yerden destek almadan kendi olanaklarıyla bu ülke insanları için çabalıyorlar.
Bu iki güzel insanla yaklaşık dört saat boyunca bunları konuştuk. Bizleri bekleyen ve mutlaka karşılaşacağımız kıtlıktan söz ettik. Küresel ısınmadan; küresel ısınma nedeniyle iklimlerin kaymasından ve ülkemizin güneyinde başlayan çölleşmeden konuştuk.
Tarım alanında tek çözüm en az girdi kullanımına ulaşmaktır. Sadece zararlı otları lokal olarak ilaçlamak ve diğerlerini bahçelerde bırakmak, doğru gübrelemeyi sağlayarak toprağı; toprakla birlikte sularımızı ve doğamızı korumak zorundayız.
Suyu çok fazla kullanmak da (vahşi sulama deniyor buna) en az kimyasallar kadar zarar veriyor toprağa. Gereğinden fazla su topraktaki mineralleri ve tuzları toprak üstüne çıkarıyor ve birkaç sene içinde verimli topraklarımız çoraklaşıp işe yaramaz hale geliyor.
Vatan denilen kavram aslında büyük bir ortaklık. Bizler yani seksen iki milyon insan bir ortaklığın parçalarıyız. Birimizin davranışı bütün toplumu etkiliyor. Bir kelebeğin kanat çırpmasının fırtınaya neden olduğu kelebek etkisi gibi. Bizler seksen iki milyon insandan oluşan bütünün tek tek parçalarıyız ve rakiplerimiz diğer ülkeler. Onlar bir kilo buğdayı bir liraya üretip dünyaya satarken biz aynı buğdayı kendi topraklarımızda dört liraya üretiyorsak mutlaka zamanın bir yerinde iflas ederiz. Kendi ihtiyacını karşılayamayan toplumların sonu köleleşmektir.
Artık sınırlı iletişim içinde olan kapalı ya da yarı kapalı ülke neredeyse kalmadı. Devasa gemiler, tırlar, uçaklar binlerce ton ürünü diğer ülkelere koşar adım taşıyor. İnsanlar ürettiklerini satmaya çalışıyor. Bu satıştan elde ettiği geliri de altına dönüştürüp götürüyor kendi ülkesine. Bizler artık global bir rekabetin ortasındayız. Çalışmak ve en iyisini üretmek zorundayız. Rakiplerimizin bir liraya ürettiği buğdaydan daha kalitesini bizler seksen kuruşa ürettiğimizde başarmış olacağız.
Başımızı ellerimiz arasına alıp doğru çözümü bulmak zorundayız. Teşvikler insanları kurtarmaya, günü kurtarmaya yönelik olmamalı. Tarım alanında verilen teşvikler tarımsal devrim için verilmeli. Öncelikle tarım doğru yapılanma ve planlanmayla kurtarılmalı. Tarım kurtulursa insanlar zaten kurtulur.
Gelişmişlik ve üretim açısından en önde sıralanan ülkeler tarımsal üretim konusunda da ilk sıralardalar. Bizim ülkemizde ne yazık ki tarım çok öncelerde dışlandı. Mutlaka bunun sonuçlarını beraber yaşayacağız.
Çocuklarımız diğer ülkelerin kölesi olmasın. Yalnızca bunun için lütfen toprağı, suyu, tarımı önemseyin.