“Size” dergisinin son sayısını elime aldım: Gülten Çiçek Tural dostlarına ithaf etmiş:
“Dosta uzanan eller / Miskî anber kokuyor / Dost kadri bilen diller / Dosta dua okuyor.
Kalpten yükselir şükür / Dost adı dilde zikir / Bencileyin her fakir / Dosta dua okuyor
Tükenmeden nefesim / Hakk’a ulaşsın sesim / Kimliğimi aşan; kim / Dosta dua okuyor
Kimim; kimlikten önce / Kimliğim yok ölünce / Gönül inceden ince / Dosta dua okuyor
Yaratıldım sıradan / Sesime ses Yaratan / Kalbimi duydu cihan / Dosta dua okuyor.”
Evet yayınlanan son şiirinde böyle diyor. Belli ki bir şeyler oluşuyordu. Acı son, kozasını için için örüyordu da biz bir şeylerden habersizdik.
Dün söz ettim. Gülten Çiçek Tural’ı 1976 yılında tandım. Bir gazetenin yazıişleri müdürüydüm. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğrenciydi. Cıvıl cıvıl hayat dolu bir kızdı. Gazeteci olmak istiyordu. Yarı aç, yarı tok bir hayata dayanamaz, birkaç gün sonra hevesini alır gider sanarak çok önemsemedim. Gazetenin arşivini düzenleme görevi verdim. Sabırla çalışırken, inatla bir şeyler öğrenmek istiyordu. Gönülsüzce, tipometreyi kullanmayı, katratı, puntoyu, hurufatı, satır klişe, resim hesaplamayı öğretiyordum. Daha sonra benim esirgediğim ilgiyi, Haber gazetesinde Hasan Karayavuz gösterdi. Kısa sürede yetişti. 1979’da fakülteyi bitirdiği sırada, Haber gazetesi ile birlikte, birkaç dergiyi de hazırlayacak kapasiteye erişmişti. Aynı yıl Size dergisini çıkarmaya başladı. Yıl: 1 Sayı: 1. Osmanlı Matbaası ve Sevgili Yılmaz Postoğlu’nun unutulmaz katkıları başladı. Cağaloğlu’nda çoğu kişiler birkaç sayıda pili biter diye beklerken, bir de baktık ki baktık ki, yirmi beş yılı, 362 sayıyı geride bırakmış. Vefa göstermiş, yirmi beş yılın anısına bir plaket de bana lütfetmişti.
Meslek hayatımın en güzel anlarından birini aramızdan ayrılmadan üç dört yıl önce yaşadım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne yeni katılan üyelerin rozet takma töreniydi. Denetleme Kurulu Üyesi sıfatıyla bir rozeti de benim takmamı istediler. Gülten Çiçek üyeliğe kabul edilmiş ve bir rastlantı sonucu karşımdaydı. Dayanamaz birkaç günde Babıâli’den kaçar gider sandığım Üniversiteli kız, meslek hayatının en olgun dönemine ulaşmış, Cemiyetimize kabul edilmiş ve rozetini ben takıyordum. İkimiz için de mutlu bir rastlantıydı. Kısa bir süre sonra da Sürekli Basın kartı almaya hak kazanmıştı.
Kimi dergiler, binlerce Dolarlık sayfalar dolusu kamu ilânlarını, reklamlarını alırken ve bunların birer servet olan yıllık ücretlerini peşin peşin çekerlerken, onurunu her şeyden üstün tutan, bırakınız binleri, beş-on dolarlık olanaktan yoksun olan Gülten Çiçek Tural’ın, “Size” dergisini yaşatması gerçekten mucizeydi. Bu mucizenin bir bedeli vardı. Bu bedel sağlıktı. 1997 yılında çok sevdiği Zafer Tural’la evlenmiş, hiç olmazsa bir can yoldaşına kavuşmuştu ama, o “Size” dergisi ile evliliğini hiç bırakmamıştı. Ve sonunda bu terazi bu sıkleti artık çekemedi.
364 sayı aralıksız yayınlanan bir sanat edebiyat kültür ve fikir dergisinin abonelerini komik bir sayıya indirenler rahat uyusunlar. Gülten Çiçek Tural yok gayri.
17 Ocak Cumartesi Günü saat 15’de Gazeteciler Cemiyeti salonunda ebedi yolculuğuna uğurladık. Sanatçı dostları yalnız bırakmadı. Bandırma’ya gönderilen tabutunun üzerinde karanfiller vardı. Onun “Vazodaki Karanfil” şiirini hatırladım. Şiirde tekrarlanan “Vazodaki” kelimelerini “Tabuttaki” haline getirdim:
“.... Kırık bir yürek sanki / Boşluktaki dilek sanki / Garip kalmış inan ki / Tabuttaki karanfil. // Korkulu bir düş gibi / Gurbete düşmüş gibi / Dünyaya küsmüş gibi / Tabuttaki karanfil. // Ateş sönmüş olmuş kor / Yürekleri dağlıyor / Benim için ağlıyor / Tabuttaki karanfil ..”
Karanfiller ağlıyor muydu bilmem ama, günün değil Gülten’in gerçek gönül dostları ağlıyorlardı.