Bütün bu yasak ve baskı dönemlerinin geride kaldığı ilk gün olan, 24 Temmuz 1908 Osmanlı basın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Anayasa yeniden yürürlüğe konuldu ve o gece gazeteciler sansür memurlarını kapıdan geri çevirdi.
25 Temmuz 1908 tarihinde çıkan gazeteler sansür memurlarının değil, gazetecilerin isteklerine uygun basıldı. Bu durum gazetelere olan talebi artırdı. Bazı gazetelerin satışlarını ikiye katlamasına neden olduğu gibi, birçok yeni gazete de yayın hayatına girdi. 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’le basının üzerindeki baskılar sonra erdi. 24 Temmuz sansürün kaldırılışının yıl dönümü nedeniyle “Gazeteciler Günü” olarak kutlanmaya başladı.
Gazeteciler Günü kavramını biraz açayım:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (İlk adı Gazeteciler Cemiyeti), basın ile ilgili özel bir günün tayin edilmesini düşünmüş ve bugünün belirlenmesi konusunda bazı çalışmalar yapmıştı. Önceleri Türkiye’de çıkan ilk gazetenin tarihi bu önemli gün için uygun görülmüştü. Fakat ilk gazete noktasında farklı fikirlerin ortaya atılması, bir fikir birliğine varılmasını engellemişti. Bazı kişilerin Osmanlı toprakları içerisinde çıkan ilk gazetenin 1831 tarihli Takvim-i Vekayi’yi kabul etmesine karşılık, başka bir kesimin Takvim-i Vekayi’yi “Resmi Gazete” olarak görüp, ilk Türkçe gazete olarak 1861 yılında çıkmaya başlayan Tercüman-ı Hakikat gazetesini kabul etmekteydi. Sonuç itibariyle 24 Temmuz 1908 sansürün kaldırılış gününü “Gazeteciler Günü” olarak ilan etmişlerdi.
Bir başka açıdan, 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildiği zaman, İstanbul’da dört gazete çıkıyordu. İki ay içerisinde çoğunluğu Abdülhamit iktidarına muhalif olan 200’ün üzerinde gazete imtiyazı alınmıştı. Özgürlük, eşitlik, anayasa, meşrutiyet kavramlarını kullanan gazetelerin tirajı yükseldi. Gazete ve dergi sayısı 353'ü buldu.
24 Temmuz 1908'den 31 Mart Vakası'nın gerçekleştiği 13 Nisan 1909'a kadar basın altın günlerini yaşamıştı. Bu olay sırasında Tanin ve Şura-ı Ümmet gazetelerine saldırıldı. Bakan, milletvekili ve subaylardan sokaklarda öldürülenler oldu.
II. Abdülhamit’in yerine V. Mehmet Reşat tahta geçti. Askeri yönetim ilan edildi. Basına tekrar sansür uygulandı. Bazı gazeteleri kapatıldı. Kapatılan gazetelerin benzer bir adla yeniden yayınlanmaları sonucu 28 Nisan 1909'da Basın Kanunu tasarısı parlamentoya sunuldu. Böylece 45 yıl yürürlükte kalan 1864 Matbuat Nizamnamesi’nin yerini 1909 Matbuat Kanunu almıştı. Anılan Kanun da 22 yıl sonra 1931’de Matbuat Kanunu'yla yürürlükten kaldırılacaktı.
1909 tarihli Matbuat Kanunu’na göre, gazete çıkarmak izin almayı gerektirmemekteydi. Hükümete bir bildiri vermeyi yeterli görmekte, yurttaşları suç işlemeye yönelten yazılarla, ahlak kurallarına aykırı resim ve yazı yayımını yasaklamaktaydı. Cevap hakkı tanımakta; basın yoluyla halkı suç işlemeye kışkırtma durumunda hükümetin güvenliği korumak amacıyla gazeteleri kapatacağını belirtmekteydi..
1909 yılında yapılan değişiklikle Kanun-i Esasi’nin 12’nci maddesi “Matbuat kanun dairesinde serbesttir, hiçbir veçhile kablettab teftiş ve muayeneye (Basım öncesi denetim ve incelemeye) tabi tutulamaz” şeklinde değiştirilerek, Anayasa’ya sansürü önleyen hüküm konulmuştu.
1908’de, II. Meşrutiyet’in ilanı ile ilgili haberlerin çıktığı gün gazeteciler, 42 maddelik bir tüzük ile “Matbuat-ı Osmaniye Cemiyeti”ni kurdular.
Kurucular arasında, Ahmet Cevdet Bey, İsmail Hakkı Bey, Pozant Efendi, Tevfik Efendi (Selanikli), Cenap Şahabettin Bey, Hüseyin Cahit Bey, Samih Bey, Abdullah Zühtü Bey, Fresko Efendi, Mahmut Sadık Bey, Murat Bey, Mihran Efendi, Nikolaidi Efendi gibi kimseler vardı. Görülmektedir ki azınlık gazetelerine de yer verilmişti.