Rahmetli Mustafa Miyasoğlu, Bekir Oğuzbaşaran gibi Kayserili ve Edebiyat Fakültesinde sınıf arkadaşımdı. Şiirleri, daha Kayseri’deyken Abdullah Satoğlu’nun çıkardığı Filiz Dergisi’nde çıkmaya başlamıştı. Üniversite’ye girdikten sonra, “Hisarcılar” olarak tanıdığımız edebiyat ekolüne kendini kabul ettirmişti. Şiirleri ve yazıları yalnız Hisar’da değil pek çok dergide yayınlanmaya başlamıştı. Mustafa ve, Bekir’de benden önce okulu bitirdiler, liselerde ve üniversitelerde öğretmenlik mesleğine başladılar.

1973 yılında Mustafa’nın şiir kitabı “Rüya Çağrısı” elime geçmişti. Sevinmiştim. Arkasından Mustafa’nın hikâyeleri “Kaybolmuş Günler” adıyla yayınladı. Peş peşe romanları, hikâyeleri, denemeleri yayınlanmaya başladı. Yıllıklar çıkardı. Ülkemizin önemli kültür ve sanat ödüllerini kazandı.

Mustafa Miyasoğlu mezun olmak için tezinde kimi inceledi şimdi hatırlamıyorum. Bugün, yurtiçinde ve dışında, üniversitelerde onun eserleri inceleme konusu oluyor ve Miyasoğlu ile ilgili ödevler, tezler hazırlanıyor.

Sözünü ettiğim gibi, Miyasoğlu Kayseriliydi. Orta Anadolu’nun bu önemli şehrinin insanlarını yakından tanıyordu. Bu insanlar, inançlarına, geleneklerine, göreneklerine, milletlerine yürekten bağlı kimselerdi. Bu özellik, Miyasoğlu’nda da vardı. Bir artı değer olarak büyük bir gözlemcilik yeteneği vardı ki, bunu gerek hikâyelerinde gerekse romanlarında görebilirsiniz.

“Güzel Ölüm”, “Kaybolmuş Yıllar”, “Yollar ve İzler”i okurken, gözlerinizin önünden türlü insanlar, insancıklar ruh dünyalarını yansıtan türkülerini söyleye söyleye geçer giderler.

Miyasoğlu’nun romanları, yalnızca bir aşk serüvenini yücelten, şiirleştiren sevda anlatımları değil. Bir sevi çevresindeki akış içerisinde, geçmişin, yakın zamanın muhasebesi ve geleceğe bırakacağı tortular da var. Kimi zaman kültürler mukayesesini, kimi zaman ruhları arındıran mistizmi barındırıyorlar. “Bir Aşk Serüveni”ni, ödüllü “Dönemeç”i böyle değerlendirmek gerekir. Her biri yepyeni bir anlatım tarzı ve tekrara düşmeyen eserler.

Miyasoğlu’nun ilk hikâye kitabı 1975 yılında çıkmıştı. Daha sonra “Pancur”u hatırlıyorum. Sanıyorum son hikâye kitabı “Devrim Otomobili” adını taşıyor. Kitapta yer alan hikâyelerde, kimi zaman saçmalığa varan kutuplaşmaların, çekişmelerin arkasındaki insan manzaralarını ibretle seyretmeniz mümkün.

Miyasoğlu’nun özellikle öğretmen ve öğrencilere kaynak olabilecek Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Ziya Osman Saba, Haldun Taner gibi şair ve yazarlarımıza ilişkin biyografi kitapları var. Ama, “Edebiyat Geleneği”, “Devlet ve Zihniyet”, “Muhacir”, “Kültür Hayatımız”, “Sanat ve Edebiyat Konuşmaları” adlarını taşıyan deneme ve inceleme kitaplarıyla birlikte “Roman Düşüncesi ve Türk Romanı” adlı çalışması, büyük bir boşluğu doldurdu..O yalnız bir roman yazarı değil, romanın bilimini yapan, araştıran bir kişi. Bugün ülkemizde bu alanda en bilgili ve yetkin kişilerden birisi Miyasoğlu...

Mustafa Miyasoğlu, kırk yıl önce, edebiyatın gül dikenli yollarına şiirle çıktı. Aşk, ölüm, tabiat, şehir kültürü, hasret, gurbet ve kimlik arayışı gibi temalarda yoğunlaşan şiirleriyle dikkati çekiyordu. Zaman içinde şiiri; roman ve hikâyelerinin gölgesinde kaldı. Edebiyatımızın her alanında kalıcı eserler verdi. Bu türlerden birisi de Seyahat yazılarıydı. Onun “Babil'den Tac Mahal'e Zügüdar” adlı eseri oldukça ilginç. Kitaptan, “Zügüdar”ın, bir yönden, Kâtibim türküsünün Pakistan ve Hindistan bölgesindeki söylenişi olduğunu öğreniyoruz. Bizde Âvâre müziği ne kadar yayılmış ve etkili olmuşsa, o bölgede de Zügüdar müziği öylesine yayılmış ve melodisiyle benimsenmiş.

Köklerini inkâr etmeden, onlarla onur duyarak geleceğe bakabilen arkadaşımı, 13 yıl önce kaybettik.