Coşkunî'nin adını pek çoğunuz ilk kez duyacak. Asıl adı Mehmet Coşkun.,.. Halk tarzı söylediği şiirlerde "Coşkunî" mahlasını kullanmakta. "Türk Milleti şair millettir. Çobanından padişahına kadar," sözünü kanıtlayan bir sanatçı...  O ne çoban, ne de padişah. Emekli Pilot Kurmay Albay... Okumuş, yazmış bir Cumhuriyet aydını. Gerek Türk Hava Kuvvetleri'nde, gerekse Türk Hava Yolları'nda dünyanın dört bir yanına uçmuş. Türlü kültürleri görmüş, sanatları işlemiş. Ama özünden bir türlü kopmamış.

Coşkunî'nin şiirlerinde, diğer halk ozanlarında olduğu gibi kendi iç ve dış dünyasıyla seslendiği toplumun gizli olduğunu söyleyebiliriz. Pek çok şiirinde kendisinin olduğu kadar, toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını dile getirmiş. Mehmet Coşkun çocukluk günlerinden beri yürüdüğü gül dikenli hayat yolunu süsleyen kültürel ortamla iç içe. Çeşitli ülkelerdeki yaşantıları görmüş, bizim yaşantımızla kıyaslamalar yapmış, artıları eksileri alt alta, yan yana getirmiş ve bir aydın olarak toplumuza bir gereksinim biçmiş. Kişisel olarak o gereksinim doğrultusunda şiirini, destanlarını, ağıtlarını oluşturmuş.

Coşkunî toplumsal konuları daha çok destanlarla işlemiş Bu destanları türlü kıssadan hisselerle, öğretici ögelerle zenginleştirmiş, içerik kazandırmış. Onun öğütlemeleri, bölücü değil yargılayıcı ve sonunda birleştirici nitelik taşıyor.

Toplumun çeşitli katmanlarındaki dengesizlikleri, çelişkileri, özellikle tembellikleri taşlaya gelmiş. Bu taşlamaların temelinde zamanımızın sosyal, ekonomik çarpıklıkları, yozlaşan değerler karşısında farklı davranış biçimleri sergileyen kişiler bulunuyor.

Coşkunî, sevgi, aşk, özlem, sıla duygularının yanında mahlası gibi halkın coşkularını da coşkun tutma çabasında olmuş. Halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirirken, vatan, bayrak, özgürlük gibi yüksek ahlaki değerleri telkin etmiş.

Elinden geldiğince, karınca kararınca, halkın kültür yapısının, dokusunun şekillenmesinde katkı sağlamaya çalışmış. Bir başka açıdan Coşkunî'ye çağının tanığı, şiirine de bu tanıklığın tutanağıdır, diyebiliriz.

Kitaba aldıklarımızın bir bölümünün şiirden çok manzume niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Bunları almaya gerek var mıydı? Her şeyden önce manzume olsa da her biri bir emek ürünü... Kaldı ki,  her bir manzumenin bir amacı, vermek istediği mesajı var. Örneğin "Hani Nerede Görecek Gözler" adını taşıyan manzume destanda, halk şiirinin temel kurallarından "ayak - uyak" kafiye redif bütünlüğünü göremeyebilirsiniz.  Has şiirinin sanatsal hazzını yaşamak ve tatma olanağı bulamayabilirsiniz. Ama, çevre sorunu, bu sorun karşısında bireylerin sorumluluğu ve görevleri ancak bu kadar örneklemelerle anlatılır. "Ne Varsa Bize" manzumesinde ağaç ve orman sevgisinin ve ormanların yararının çok güzel anlatımını okuyabilirsiniz. "Bilmem Nedendir" başlıklı manzumede çalışmadan yan gelip yatan topluma çıkışma olduğunu görürsünüz. Eleştiri ve taşlama niteliklerini de içinde barındıran siyasi, tarihi ve sosyal manzumelerinden kıssadan hisseler çıkarabilirsiniz.  Coşkunî'nin bu nitelikleri taşıyan yüzün üzerinde benzer manzumesinden beş-onu kitap içeriğine yer alıyor.

Coşkun'î "Yazasım Gelir" başlıklı şiirinde şöyle diyor:

"Güzel bir kâğıt güzel bir kalem
Yazdıkça şiiri yazasım gelir
Kaç dörtlük olmuş dönüp te bakmam
Dizdikçe kıtayı dizesim gelir..."

Coşkunî, şiir iklimine girip coşunca dur durak bilmiyor. Yazdıkça yazıyor. Çok yazmak, şairliğin doğasında var. Bu doğal. Ama gereğinden fazla olunca sanatçıyı tekrara düşürür. Duygu yoğunluğunu dağıtır. Tadı tuzu, kararın altına düşer. Bu nedenle şairler geri dönüp yazdıklarını gözden geçirmeli, üzerinde çalışmalı, gözünün yaşına bakmadan yüreklerinin sesi olan onlarca kıtayı çizip atmalılar. Kalıcı olan, söz salatası değil, söylenmedik sözün kendisi oluyor.