Ömrümün hiçbir döneminde karar vermekte hiç bu kadar zorlanmamıştım. Sabaha kadar gözüme bir damla uyku girmedi. Etsem mi, etmesem mi? Edersem şu ne der, etmezsem bu der? Onların yerine sizi koymaya karar verdim. Demokratik prensiplerimiz olmadan neredeyse tuvalete bile gitmeyen bir ulusun ahfadı değil miyiz?

Sizden gelecek yanıtların içinde çoğunluk neyse, benim de son kararım o olacak. Vebali sizin boynunuza.

Efendime söyleyeyim. Dokuz gün sürecek Kurban Bayramı’nın hemen arkasından, Anayasa’ya ek bir medde getirilecek ve Cumhuriyet Senatosu yeniden kurulacakmış. 25 Ekim 1961 ile 12 Eylül 1980 tarihleri arasında görev yapan Cumhuriyet Senatosu’nun üye sayısı yüz elliden beş yüze, 15 olan Cumhurbaşkanı kontenjanının sayısı da elliye çıkarılacakmış. Elbet himaye-i hayvanat tertibine istihdam olanakları yaratmak gerekli. Genel Seçimlere kadar Kurucu Senato olarak görev yapacak senatörlerin tamamını Cumhurbaşkanı atayacakmış.

Bize söz düşmez. Elbet büyüklerimiz daha iyisini bilir ve tensip buyururlar. Bana düşen iletilen yüce buyruğa başım gözüm üstüne demek başka bir hal değil.

Ülkemizin en üstü, en yetkili, etkili, her dem haklı, salahiyetli, sorumluluklu, ağırlıklı, nitelikli, garantili, ağırlıklı, hem maharetli hem yetenekli, angılı, saygılı kişilerden biri lütuf bırakıp aradılar. Velinimetimiz Ulu reisimiz atanacaklar arasında beni de düşünüyorlarmış. Elbette bu düşünceye karşı gelmek mümkün değil ama, yine de kendimi türlü vesveselerden alı koyamıyorum.

Bir taraftan bu kutsal görevin lokasyonu, fonksiyonu, aksiyonu, komisyonu, kondisyonu, transmisyonu, versiyonu, partisyonu beni iştiha isterisine sürüklese de diğer yönden, senato kürsüsünde bendenizin diksiyonu, yükleyeceği tansiyonu korkutuyor. Rötarisyon istasyonu içimi daraltıyor. Onun için sizlerin demokratik konsültasyonunu arz ve talep ediyorum. Eğer “et!” derseniz, etimle kemiğimle, tuzumla, biberimle vatan aşkıyla gözümü budaktan esirgemem. “Et mee!” derseniz, kuzu gibi meler, bileğimle tırnağımı gösteririm. Aç değilim, açık değilim. Emekli maaşımdan artanları koyacak yer arayışım stresim oluyor. Yazlığım, yatım; kışlığım katım var. Bir o kadar da gayri menkul sermaye iradım var ki kaç seksiyon olduğunu şaşırıyor, kira gelirlerimi yıldız gibi kırpıyorum. Şükürler olsun.

Ne anadan ne babadan bir şey kalmadı. Allah gözümü bir açtı pir açtı. Kimi yok param, pulum, çulum diye ağlarken Yarabbi’m güzel Mevla’m bana yürü ya kulum, dedi.

Verdikçe verdi, verdikçe verdi. Ben de dini büsbütün kul olarak aldıkça aldım, aldıkça aldım.

Sümme haşa! Ne yalanım var, ne dolanım, geride kalanım çekemezlerden kuru kuru iftira.

Zira bereket parasını cami önlerinden kazandım. Cami önünden topladığım çocukları ana babalarına satmaya başladım ki, bana şeytana pabucu ters giydirir demeye başladılar. Bir ara adımı çalan, çırpana çıkardılar. Söyleye söyleye dilimde tüy bitti de masala kartlaştı:

“Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, sinek berber iken… Eski hamamın tası yok, peştimalin ortası yok, bu yalanın ötesi yok…” Ağzım eksilecek değil ya ötesini de söyleyeyim: “Sineğe vurdum palanı, dinlettim mi sana bu koca yalanı?”, “O yalan bu yalan; fili yuttu bir yılan: bu da mı yalan?”

Tosya’nın türküsüne bari yalan demeyin:

Oooof (Hey heeey)

Sabahleyin erken çifte giderken amman amman

Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım

Tiridine tiridine tiridine bandım

Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey heeey)

Manda yuva yapmış söğüt dalına amman amman

Yavrusunu sinek kapmış gördün mü amanini yandım.

Türküye kendimi kaptırmıştım ama, salondan, eşim Sabahat’ın sesi duyuldu. Bugün ayın kaçı olduğunu soruyor: Karşılık verdim: 1 Nisan!