Asıl adı Cemalettin Seber’di. Şiir yazmaya Cemal Süreyya olarak başladı. 1956’da girdiği bir iddiayı kaybettiği için “adımın bir harfini atıyorum dizesiyle”, “y” harfine veda edip Cemal Süreya olarak devam etmişti. Kimileri ona şiirin Evliya Çelebisi dedi. Kimisi de şiiri fazlalıklarından kurtarmak isteyen şair dedi. En doğrusu o, aşkın ve hüznün sürgün şairiydi.

Yeni kuşak şiirinin özelliklerini, üstünlüklerini, zayıflıklarını biliyordu. Bu kuşağın sesi olmuştu. Öte yandan, geleneğe karşı ama bir o kadar da gelenekçiydi. Kalemini ince alayı ile sivriltmişti ama, hicvini hakarete dönüştürmez, zarafetini bozmazdı.

Şiiri, yazıları duygu ve anlamla harmanlanmıştı. Söyleyeceklerini dolaştırıp durmadan şiirinin tadını bozmadan açıkça söylerdi.

Cemal Süreya, Siyasal Bilgiler Fakültesinde Maliye ve İktisat bölümünü bitirmişti. Maliye Müfettişi Cemalettin Seber olarak hayata atıldı. Onuncu yılın sonunda istifa etti. Altı yıl süren Babıali hayatını şöyle anlatmıştı:

“Bir maceraya gireyim dedim. Kalemimle geçineyim, dedim. Dergiler, gazeteler, Papürüs 47 sayı. 12 Martta yayın durdu. Aç kaldım. Yeniden memuriyete döndüm”

Dört yıl tetkik kurulunda bulundu. Bir buçuk yıl Darphane müdürlüğü yaptı. Ardından yeniden dört buçuk yıl Maliye Müfettişliği görevine getirildi. Ama şiiri her zaman hayatının baş ucunda bulundurdu.

Şimdi gerilere gidelim:

1931 yılında Erzincan’da doğdu. Henüz yedi yaşındayken, sürgünü yaşamaya başladı:

“Kişne Kirazı Göç, Mevsim” şiirinde “ ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi,” demişti. Sonrası yürek yaralayıcıydı:

“Bizi bir kamyona doldurdular.

Tüfekli iki erin nezaretinde.

Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.

Tarih öncesi köpekler havlıyordu.

Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk.

Annem sürgünde öldü,

Babam sürgünde öldü..”

1938’de Dersim olayları sonrasıydı. Aile Erzincan’dan göçüp Bilecik’te zorunlu oturtuldu. Çocukluğunu yaşayamadı. Ailenin düzeni de mutluluğu bozuldu. Yıllar önce Zeynep Oral’a verdiği bir röportajda anlatmıştı:

“Bilecik’e geldim. Altı ay sonra annem öldü. Dördüncü çocuğunu doğururken, ağlamadım, sızlanmadım. Acısı içime oturdu. Birden yoksullaştık. Babam şoförlük yapıyordu. Çok varlıklı bir ailenin el üstünde tutulan çocuğuyken, bir hayvan vagonunda yüzyıllık bir yolculuğa çıkmıştım. Sonra annesizlik. Temel kırgınlık bundandı.”

Şair Cemal Süreya şiirin dışında yazdıklarıyla da dikkat çekmişti. Bir röportajında şunları söylemişti:

“Denemeye gelince, yazılarım daha çok ona yaklaşır gibi. Yine de “değinme” desek daha uygun düşecek. Yanılmayı da göze alarak her konuda ileri geri düşünen bir adamım. En çok da şiiri severim. Şiirle başarı kazanmayı hiçbir zaman düşünmedim”

Şunları da eklemişti:

“Aslında hiçbir konuda başarı kazanmayı düşünmedim. Şiir ne benim için; dramım, açmazım, kurtuluşum, batağım, sevgilim, babam, gözaltım ve kendimi hiçleşmeyi bilişim... daha önemlisi, yazgım olarak da görüyorum onu. Neden yazgım? İyi bir öğrenim gördüm. Bunun bir rastlantı olmadığı kanısındayım. Şiire dadanışım da öyle rastlantı değil. Tek dayanağım bu. Yalnız bu, bu ikisi, ben de bir güç (elverişlilik desek daha iyi) olduğu sanısı uyandırmıştır. Bazen de öbür şairlere bakarım (hep bakarım ya), sanki bana ilişkin bir rol de var diye düşünürüm. Bazı şeyleri yalnız ben anlatabiliyorum gibi bir izlenim …. Borç öder gibi yazdım şiirlerimi ? biraz öyle.”

Tomris Uyar: Şiiri çok iyi bilen, iyi yazmaktan korkan mükemmellikten kaçan bir şair,” diye tanımlamıştı.

Cemal Süreya’nın şiirleri, yazıları günümüzde de hak ettiği ilgiyi görüyor. Giderek yalnızlaşan günümüz insanları Cemal Süreya’yı yeniden keşfetmekte.

9 Ocak 1990’da İstanbul’da öldü. Kabri Kulaksız Mezarlığı’nda bulunuyor. Yayınlanmayan son şiirinde “Üstü Kalsın” diyordu:

“Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir... Üstü kalsın...”

Başta da yazdığım gibi Aşkın ve hüznün sürgün şairi, 'İkinci Yeni Hareketi'nin önde gelen şair ve kuramcılarındandı. Cemal Süreya’yı, ölümünün otuz altıncı Yılında saygı ile anarken Üvercinka’dan parçalar alıyorum:

“Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye

Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız

Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun

Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez

Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma

Yatakta yatmayı bildiğin kadar

Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler

Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının

Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde

Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor

Bütün kara parçaları için

Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o

Onunla daha bir değere biniyor soluk almak

Sabahları acıktığı için haklı

Gününü kazanıp kurtardı diye güzel

Birçok çiçek adları gibi güzel

En tanınmış kırmızılarla açan

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü

Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek

İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar

Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar

Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

…….”

Cemal Süreya’nın birçok dize ve sözleri dillerden düşmedi. İşte birkaç örnek:

"Dünyadaki en güçlü insanlar kimlerdir diye sorsalar; Kendi başının çaresine bakmayı öğrenmiş kadınlardır derdim."

“Umulmadık bir gün olabilir bugün Bir Çay söyle Yağmurların kokusunda…”

“Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken yalan olduğunu kimse anlamaz.”

“Her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. Kim sorsa saat kaç diye, cevabım hep aynı… O'na doğru…”

“Kim demiş aşk uğruna ölmek zor? Uğruna ölünecek aşk bulmak zor.”

“Bir kağıda sensizlik yazdım.

Yine de çok hoşuma gidiyor.

Çünkü, sensizlik kelimesi bile senle başlıyor.”

“Seni soruyorlar. Öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi?

İkisi de imkânsız değil mi?

Çünkü biliyorum; asla geri dönmezsin ve biliyorsun; sen benim için asla ölmezsin!”