Cemiyet’in kuruluş sürecinde gazete sütunlarını kaplayan ve örneklerine yenileri eklenebilecek bu tartışmalar, Osmanlı topraklarında gazeteciliği belirli ilkelere sahip bir meslek haline getirme çabalarını bir dereceye kadar açıklıyordu.
Tan gazetesi muhabirine demeç veren Dahiliye Nazırı Hakkı Bey: “Biz hürriyet üzerine müesses bir idare isteriz ve bilhassa hürriyet-i matbuat isteriz. Bunun bilcümle fenalıklarına katlanırız. Çünkü bu zaruri bir fenalıktır. Hükümeti ekseriya, matbuatın beyanatı irşat ve tenvir eder” demişti.
Ahmet Emin Yalman, Cemiyetin kuruluşunu şöyle anlatmaktaydı: “Benim gazeteciliğe girmeme vasıta olan Abdullah Zühtü Bey teşebbüsü ele aldı. Bizi Sirkeci garının karşısındaki lokantanın bahçesinde akşama doğru topladı. İstibdadın çöktüğüne, sansür devrinin kapandığına, gazetecilere yeni vazifeler ve mesuliyetler düştüğüne, el ele çalışmak lazım geldiğine dair bir konuşma yaptı. Elli kişi kadar vardık. Osmanlı Matbuat Cemiyeti adlı bir Cemiyet’in kurulması derhal kararlaştırıldı ve seçimleri yapıldı…” 1917’de Osmanlı Matbuat Cemiyeti kuruldu.
Cemiyet’in basın ahlakı açısından da ilkeleri vardı. Cemiyet üyeleri ve gazeteler arasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların çirkin bir hale dönüşmesini engellemek için hakem rolü üstlenmek İdare Meclisi’nin görevleri arasında sayılmıştı. Cemiyete üye gazetelerin; şantaj yapamayacağı, çirkin söz ve imadan, genel ahlaka aykırı içerikten kaçınması gerektiği, yabancı ülkelerden veya Osmanlı unsurlarından birinin haysiyetini kırıcı ve izzeti nefsini yaralayıcı yayınlarda bulunamayacağı belirtilmişti.
Hüseyin Cahid Yalçın, Ahmed Cevdet, Ahmed Rasim ve Cenap Şehabettin, gibi gazetecilerin öncülüğünde kurulan bu örgütün adı, 1911’de Türk Matbuat Cemiyeti olarak değiştirildi. Başkanlığına Velid Ebuzziya Bey getirildi. Bunu 25 Haziran 1917’de kurulan Osmanlı Matbuat Cemiyeti izledi. Cemiyetin ilk başkanı Mahmut Sadık Bey’di.
Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele açısından İstanbul basınının önemini biliyordu. Kurtuluş davasını Türk ve dünya kamuoyuna basın yoluyla duyuramamanın sıkıntısını çekiyordu. Erzurum Kongresi toplanmadan 10 Temmuz 1919’da, İstanbul’da Matbuat Cemiyeti’ne bir telgraf yollayarak, İstanbul gazetelerinin yardımını isterken, vatan ve milletin tehlikede olduğunu vurgulamıştı.
Matbuat Cemiyeti Başkanı ve Tasvir-i Efkar Başyazarı Velit (Ebüzziya) ve Matbuat Cemiyeti İkinci Başkanı Giritli Ahmet Saki, Mustafa Kemal Paşa’ya cevap vermişti. İstanbul’daki gazetelerin milli birlik için çalıştıklarını, bu konuda daha geniş bilgilere ihtiyaç duydukları belirtiliyordu. Aynı yazıda, Ferit Paşa Hükümetinin şiddetli baskısından ve sansürden şikayet ediyorlardı. Bu nedenle Mustafa Kemal’in gönderdiği beyanname yayımlanmamıştı.
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki Tasvir-i Efkar, İleri, Vakit, İfham, Türk Dünyası, Akşam ve İstiklal gazeteleri ile temasında Velit (Ebüzziya) ve Ahmet Saki, Matbuat Cemiyeti Başkanı ve yardımcısı katkıda bulunmuştu.
Şimdi tekrar 24 Temmuz’a geleyim. Bu tarih, 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve diğer meslek örgütlerince 1971’e kadar "Basın Bayramı" olarak kutladı. Ancak 1971 yılındaki askeri darbeden sonra TGC yönetimi, gazetecilere ve yayıncılara yönelik sıkıyönetim sansürü ve ağır baskılar karşısında 24 Temmuzları bayram olmaktan çıkararak, “Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü” ilan etti.
Her yıl 24 Temmuz’da verilmek üzere “Basın Özgürlüğü Ödülleri” düzenledi.
24 Temmuz sansürün yok oluş günü değil ama ilk kez kaldırılışının 118. Yıl dönümü. Gelelim bugüne: Bütün baskılara ve ağır koşullara karşı, haberlerini yazıp serbest dolaşıma bırakabilenlerin, düşüncelerini özgürce anlatabilenlerin günü kutlu olsun. Gerisi güzaf. Diyeceksiniz ki güzaf nedir. Bana ne arayın bulun.