Ahmet Kutsi Tecer, 1930 yılında Sivas Lisesi’nde Edebiyat öğretmeniyken müzik öğretmeni Muzaffer Sarısözen’le tanıştı. Halk Şairleri Koruma Derneği’ni kurarken Muzaffer Sarısözen yayındaydı ve Derneğin genel sekreteriydi. Halk Şairleri Bayramı’nın sonunda çıkarılan kitapçıkta, Sarısözen, Sivas halayları başlıklı yazısını yayınlanmıştı. Halayların notalarını koymuştu.
Ahmet Kutsi Tecer’in Muzaffer Sarısözen’i, sevmesi, takdir etmesi, güvenmesi, tavsiye ederek halk musikisi derleme grubuna katılmasının sebebi olmuştu.
Sözünü ettiğimiz gibi “Cumhuriyet’in ülkeyi yeniden kurma ve biçimlendirme gayreti” sebebiyle Sivas’a gelen Ahmet Kutsi Tecer’in Muzafer Sarısözen’le tanışması, güvenilir, ülküdaş olmaları hayırlı sebepler zincirinin ilk halkası olmuştu.
Cumhuriyet’in aydın öğretmeni Ahmet Kutsi Tecer, adı 4 Eylül’le özdeşleşen ve Cumhuriyet’in temelinin atıldığı Sivas’ın kültür ve sanatında silinmeyen iz bıraktı.
Dört yıl kaldığı Sivas, Ahmet Kutsi Tecer’in hayatında bir dönüm noktasıydı. Burada, folklora ilgisine, çok sağlam bir zemin bulmuş oldu. Bir başka anlatımla, Sivas Tecer’in yönünü bulmasına, içindeki cevherin açığa çıkmasına sebep olacaktı. Öte yandan o da Sivas kültür ve sanatının birçok değerinin uluslararası sanat dünyasına taşınmasının ilk hayırlı sebebi olacaktı.
Sivas’ta, toprak altında kalmış hazineleri gün yüzüne çıkaran, onları ulusuna armağan eden bir define bulucu oldu. Sivas’la öylesine özdeşleşti ki, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığı zaman, Ulaş, Kangal, Altınyayla ve Sivas Merkez arasında yer alan Tecer dağlarının adını kendine soyadı olarak aldı. Bunun nedeni, Sivas’ın Deliktaş köyünden Âşık Ruhsatî’nin şiirlerinden etkilendiği ve Ruhsati’nin bir şiirinde geçen Tecer dağının adının geçmesi olduğunu söyleyenler vardır.
Başta da sözünü ettiğimiz gibi, her oluşum, bir sebebin sonucudur. Varlık inançlarının dışında, Ahmet Kutsi Tecer’e ilişkin birçok sebepler zincirinin başlangıcını Cumhuriyet’e ulaştırabiliriz. Yalnızca dört yıl görevli kaldığı Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer’den kaynaklanan sebepler zincirinin sonucu, yalnız Sivas’a değil, bütün yurdu kapsayan, bir ömür değil ömürler boyu sürecek hayırların kaynağı oldu.
Cumhuriyet Türkiye’sinin Anadolu’ya aydınlık götüren ilk eğitimcilerinden oldu. Şiirleriyle, halk bilimi alanındaki çalışmalarıyla, oyunlarıyla ve güzel Türkçesiyle günülerde taht kurdu.
O, içinde vücut bulduğu halkının kültürünü benliğinde özümsemiş, sevdasını yüreğinde taşımıştı. Kendisine Avrupa’da eğitim imkânları sağlayan sebep, Cumhuriyet’ti. O da, hayatının sonuna kadar Cumhuriyet’e kanat gerenlerden oldu. Yüce Atatürk’ün başlattığı inkılaplara, bütün içtenliği ile inanmış, aydın, eğitimci, şair, yazar, kültür ve fikir emekçisiydi.
Ahmet Kutsi Tecer’in pek çok şiirinde Sivas izleri vardı. Onun “Halay” şiiri bile Sivas’ın Ahmet Kutsi’deki izini göstermeye yetiyordu:
Çekin halay, çalsın durmadan sazlar
Çekin ağır ağır, halay düzülsün.
Süzülsün oyunlar, süzülsün nazlar
İnce beller, mahmur gözler süzülsün.
Tutun kızlar tutun, birleşsin eller
Çalın sazlar çalın, kırılsın teller.
Dönün kızlar dönün, kıvrılsın beller
Uzun, siyah saçlar tel tel çözülsün.
Bakışlar saçılsın kirpiğinizden
Kayan yıldızlar gibi geceki izden
Etekler içinde naz eden dizden
Üzülsün bu deli gönlüm üzülsün.
Cumhuriyetin ilk günlerinde Ahmet Kutsi Tecer “Manzume” adlı şiirini şöyle bitirmişti:
“....Bütün ümitleri yel alır gider
Tomurcuk açılır, sel alır gider
Anneler büyütür, el alır gider.”
Ahmet Kutsi'yi de, bizden 23 Temmuz 1967 pazar gecesi Vakıf Gureba Hastanesi'nde ecel aldı götürdü. Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.
“Rahat bir tevekküle hak kazandırmış ömürlere ne mutlu ... Düşünüyorum: YEL'in alıp götüremediği, EL'in alıp gidemediği ne var şu gökkubbe altında?