Dünkü yazımdan hayatından söz ettiğim İbrahim Aslanoğlu 1973 yılında Sivas’ta “Sivas Folkloru” dergisini çıkarmaya başladı. Dergi, 1979 yılına kadar aralıksız sürdü. 78 sayı çıktı. Bu dergi bir okul gibi çalıştı. Adları şu anda aklıma gelmeyenler beni bağışlasınlar. Müjgan Üçer, Doğan Kaya, Musa Demirci, Haluk Çağdaş, M.Sabri Koz, Faruk Aburşu, Mustafa Birinci, Kutlu Özen, Mehmet Güner Demiray, Emin Kuzucular, İsmail Hakkı Acar, Hüseyin Candan, İlyas Eğe, gibi bu günün usta halk bilimcileri bu okulunun öğrencileri gibiydi. İbrahim Aslanoğlu 1 Ağustos 1979 tarihinden itibaren, Sivas Folkloru’nun devamı olan “Türk Folkloru” dergisini yayınlamaya başladı. Dergi, Şubat 1989’da 95. sayısına ulaşmıştı.
İbrahim Aslanoğlu, 1938’den beri pek çok âşık tanımıştı. Onlarla konuşmuş, sürekli notlar almıştı. Onlarla ilgili yayınları dikkatle izlemişti. İmkânsızlıklar içinde ulaşılması en zor köylere kadar gidip, iğneyle kuyu kazar gibi âşıklarımız hakkında bilgi topladı. Ben onlarca âşığın hayatına ilişkin bilgilere, İbrahim Aslanoğlu’nun anılarından ulaşabildim. Örneğin, Şarkışla çevresi Halk Şairleri adlı küçük bir kitap hazırladım. İbrahim Aslanoğlu “Söz Mülkünün Sultanları”nı önce dergide yayınlayıp, sonra kitap haline getirmeseydi, her halka benim hazırladığıma kitap denilmezdi. Olsa olsa bir broşür olurdu.
İbrahim Aslanoğlu “Söz Mülkünün Sultanları” adını verdiği kitabı hazırlarken söyle yazıyordu: “Türk saz şiirinin ne kadar gür bir kaynak olduğunu anlatacak değilim. Ama, bu güne kadar yapılan çalışmaların yeterli olduğunu iddia etmek yanlış olur. Çünkü bilinenlerin en aşağı iki üç katı kadar da bilinmeyen var. Amacım onları gün ışığına çıkarmak.” Öyle de yaptı. Bu seride, Agahî, Ayşe Berk, Derdimend, Efganî, Emsalî, Er Mustafa, Feryadî, Giryanî, İcazet, Kemter, Kul Sabrî, Kul Sevindik, Kusurî, Mustafa, Refiki, Samut, Serdarî, Suzanî, Teslim Ab-dal, Zakiri gibi ozanlar hakkında bilinmeyenleri ortaya çıkardı, yanlış bilinenleri düzeltti.
İbrahim Aslanoğlu 1976 yılında emekliye ayrılmış; 1977 yılında İstanbul’a yerleşmişti.
İşte o zamandan beri İstanbul’da görüşmeye başlamıştık. İkimizde Cağaloğlu’ndaydık. Sık sık çalıştığım gazeteyi ziyaret ediyordu. Konuşuyorduk. Beni yönlendiriyordu. Hemen bir itirafta bulunayım. Onun derin bilgisi karşısında kendimi öyle cılız ve yetersiz hissediyordum ki Türk Folkloru’na yazı yazmaya cesaret edemiyordum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı bölümünü bitirdim. Fakülte bana araştırma metodu ve ufuk açma gibi kazançlarının dışında halk edebiyatı ve halk bilimi alanında hiçbir şey vermedi. Benim okullarım önce Ülkü ve Türk Folklor Araştırmaları Dergileri, sonra İbrahim Aslanoğlu’nun çıkardığı Sivas Folkloru ve Türk Folkloru Dergileri olmuştu.
İbrahim Aslanoğlu aynı zaman da örnek bir kişilikti. Benden birçok kitap almıştı. İşleri bitince muhakkak geri getirmişti. 1980’lı yılların başıydı. Benden Tarla Dergisi ciltlerini almıştı. Bir ağustos günün kavurucu sıcağı altında en az on kilogram ağırlığındaki dergi ciltlerini Kadıköy’den, o zaman oturduğum Edirnekapı’ya eşi hanımefendiyle birlikte kan ter içinde getirmişti.
1981 yılında “İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet” ve “Türk Folklor Araştırmaları Kurumu” ödüllerini aldı. 1982 yılında Türk Folklor Araştırmaları Kurumu’nun onursal üyesi seçildi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu, 21 Şubat 1995’te İbrahim Aslanoğlu’na “Fahri Doktorluk” payesi vermişti. Ne yazık ki, üç hafta sonda 14 Mart 1995’te bu dünyadan göçtü. Tanrı’dan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun.