Günümüzde pek anılmasa da size Safiye Erol’dan söz edeceğim. 2 Ocak 1902 tarihinde Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde doğdu. Annesi Bektaşî dervişesi Emine İkbal Hanım, babası Uzunköprü Belediyesi'nde kâtip olan Sami Bey'di. 1906'da İstanbul'a taşınmışlardı.
Safiye Erol, Fransız mürebbiye okuluna, ardından önce Haydarpaşa'daki Alman okuluna, daha sonra da İstanbul Alman Lisesi'ndeyken, 1917 yılında Türk-Alman Derneği'nin aracılığı ile eğitimine devam etmek için Almanya'ya gönderildi. 1919'da Lübeck'te "Freesesche Höhere Mädchenschule" isimli özel ve yatılı bir kız lisesinden mezun oldu. Münih'te Ludwig Maximilian Üniversitesi'nde felsefe ve edebiyat okudu. Bu dönemde ilk yazılarını Almanca bir dergiye yazdı. 1926'da doktor ünvanı aldı. İstanbul’a döndü.
Millî Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde kadın sorunlarına ağırlık veren makaleler yayımladı. "Safiye Sami" ismi ile tercümeler yaptı. "Dilara" adını kullanarak öyküler yazdı. Politika ile ilgilendi ve CHP'nin faaliyetleri içinde yer aldı. İstanbul Belediyesi'nde Meclis Üyesi oldu. 1931 yılında Deniz Kuvvetleri'nde çarkçıbaşı olarak görev yapan Nurettin Erol ile evlendi. 1951’de Kenan Rıfâî hakkında üç bölümlük felsefî incelemesi, Kenan Rıfâî ve Yirmince Asrın Işığında Müslümanlık adlı kitapta yer almıştı Bu kitabın diğer yazarları Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz ve Sofi Huri’ydi.
Safiye Erol 7 Ekim 1964 günü İstanbul’da vefat etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiş. Ölümünü büyük mütefekkir ve yazarımız Sâmiha Ayverdi bir dostuna yazdığı mektupta şöyle haber veriyordu ki, bu duyurunun içerisinde bir başka acı gerçek vardı:
“Maalesef memleketin en değerli, dürüst, hamiyetli, imanlı, münevver ve bilhassa son derece derin ve bilgili bir evlâdını, azîz ve sevgili arkadaşım Safiye Erol’u kaybettik. Memleket, böyle muhteşem ve yerine konmaz bir âbidenin eksilişini âdeta duymadı. Umursamadı...”
Evet, Sâmiha Ayverdi’yi göre, Safiye Erol, halkını tanıyan, ülke gerçeklerini, yüreği kadar kafasında duyan bir aydındı. Batı kültürü ile içli dışlı olmuş bulunması ona, doğulu olmanın onurunu küçümsetmemişti..
Birkaç kitabını hatırlatmak istiyorum:
Kadıköyü’nün Romanı, 1930’lu yıllarının Kadıköyü’nü anlatıyor. Bir aşk romanı. Ancak, zaman, mekan ve insan unsuruyla bunların içerisinde vücut bulduğu kültürümüz, gelenekler, görenekler bütün bunların felsefi boyutları şiirsel bir anlatımla beslenince bir başka anlam kazanmış. Sonuç, her şeyin bir fakat’ının olduğu gerçeği...
Ülker Fırtınası: Yalnız Hazreti İsa’nın değil, hepimizin hayatında Yehuda ile özdeşleştirdiğimiz biri vardır. Ama Yehuda Sermet midir, yoksa Nuran mı? Bu görecelidir. Gerçek olan şu ki, Ülker Fırtınası bir kültür fırtınası ki, bir türkü bir şarkı lezzetinde verilmiş. Özet mi? Nuran’ın babasının bir şarkısı vardır:
“Beni hicrâna âşina eden baht-ı siyâhımdır
Seni hep bîvefâ eden benim baht-ı siyâhımdır.”
Ciğerdelen, Safiye Erol’un annesi olan Keşanlı İkbal Hanım’dan yola çıkılarak Rumeli, serhat illeri ve akıncı ruhuna doğru bir yolculuk… Roman kahramanı Canzi’nin roman içinde aktardığı tarihi romana, Rumeli’nin bir folklor hazinesi de diyebilirsiniz.
Dineyri Papazı’na, Müyesser’le Akif Kaptan’ın, Bülentle Güzin’in, Gülbin’le Ercüment’in ve ötekilerin aşklarını anlatan bir roman olarak değil, bu güzel yemeğin tuzu, biberi gibi tadında, kararında verilen genel kültür ve felsefi tahlillerle hatırlamak mümkün…
Çölde Biten Rahmet Ağacı, 1962 ramazanında tefrika edilmiş ve Yüce Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in hayatından bazı safhaları anlatma…
Gerçek olan o ki; Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı, Safiye Erol’un kubbemizde kalan hikmet, irfan, iman, vatan sevgisi dolu hoş sedasını hepimize ama özellikle gençlerimize duyurmak için hayırlı girişimde bulundu.