Karamsar duyguları anlatan müzik türü olarak tanımlanıyor arabesk sözcüğü. Bence bu tanım artık yeterli değil. Sadece müziği değil artık bir kültürsüzlüğü de ifade ediyor. Aslında bu cümle aklımda “sadece müziği değil artık bir kültürü de ifade ediyor” şeklinde canlandı ama dilime gelen sözcüğe aklım razı olmadı.

İçim kan ağlarken; depremden sonra yazıyorum bu yazıyı. Ne zamandır üzerinde düşünüyordum ama depremle silindi gitti aklımdan. Sonra fark ettim ki ülkemde meydana gelen depremlerdeki yıkım ve bu yıkımlarla içimizi kanatan acıların nedeni de çevremizi saran, ruhumuzu emen arabesk kültür/kültürsüzlüktür.

Gelişmekte olan ülkelerde ikili bir yapı oluşur. Ekonomide ‘’ kalkınma ekonomisi ‘’ dersinin konusudur. Bu ikili yapı her alanda görülse de öncül olarak zenginlik ve gelişmişlikle ilgilidir. Ülkenin bir bölgesi hızla gelişip zenginleşirken diğer bölgeler çok gerilerde kalır bu da önemli bir sorundur. Zenginlik bir yerde toplanırsa oraya hücum olur ve hızlı nüfus hareketi her alanda büyük bir erozyona neden olur.

Bu ikili yapı sadece ekonomik alanda değil sosyal, kültürel ve eğitim alanında da kendini gösterir. Önemli olan ülkenin insanları olarak yapmamız gereken ortak ve doğru bir kültür geliştirmek ve onu korumaktır.

Göç veren yerlerde fakirleşme artarken göç alan yerlerde kalabalıklaşma nedeniyle hizmet kalitesi ve hizmete ulaşma düşer.

Yaşadığı ortamda ve kültürde iyi ve doğru olan/davranan birey bu kültürün dışına çıkıp yeni girdiği kalabalığın içinde en alt seviyeden yeniden başlayınca yaşadığı şok ve korkuyla bambaşka bir kişiye dönüşür. İşin içine korunma içgüdüsüyle ortak kültürden gelen hemşeriler aynı bölgede, sokakta, mahallede yaşamayı seçerek gettolaşırlarsa ortaya hilkat garibesi bir kültür çıkar ve her şey arabeskleşir.

Son dönemde yaşadığımız olaylar yukarıda sözünü ettiğim arabesk kültürsüzlüğün zirve noktası. Kendinden üstün gördükleri doktorları içlerindeki eziklikten kurtulmak için dövüyorlar. Kendinden üstün gördüğü her şeye saldırıyor arabesk kültürsüzlüğün sahipleri.

Bu grubun içinde yer alanların hiçbir değer yargısı yoktur. Her şey mübahtır onlar için. Depremde yıkılan evlerin sorumlusu yalnızca müteahhitler değildir. Bu insanlar kendi yaptıkları evlerden bile çalıyorlar. İnsanlar kendi evlerinden ve hayatlarından çalıyorlar. Kendi demirlerini, kendi çimentolarını çalıyorlar. Sonuç olarak hilkat garibesi bir güruhla karşı karşıya kalıyoruz.

Toplumsal olarak çekilen bir acı varsa bu acının baş sorumluları bu arabesk kültürün yetiştirdiği bireylerdir.

Eskiden doğru ve yanlış akla uygun haldeydi. Günümüzde ise sorgulama kriteri olarak gerçeklik ortadan kalktı yerine “çoğunluk” geldi. Çoğunluk tarafında olanlar kendilerinin doğru ve haklı yerde konumlandığını sandı. Çünkü hepsinin onaylanmaya ihtiyacı vardı.

Artık niteliksiz bir çoğunluğun yarattığı kaderi yaşıyoruz hepimiz.

Hırsızlığın her türünü bu dönemde gördük. Yardım tırının önündeki afişi söküp sanki kendileri yardım yapıyormuş gibi adlarının yazılı olduğu afişi astılar. Gerçeği bile çaldılar. Bu hırsızlığı da gördük. Bunu yapanların üstünde yer alan büyük başlar acaba bu hırsızlığı sessiz kalarak onaylayıp yüceltecekler mi? Bekleyip göreceğiz. Bence yaşanan bu çirkinlik deprem kadar acı veriyordur içinde bir parça insanlık kalmış her bireye.

Ne yazık ki aklın, bilginin ve sağduyunun yerini kurnazlık aldı. Kurnazlık ki öz kardeşi değil mi cehaletin?