Anılan atasözünün anlatılan bir hikâyesi vardı:
“Eskiden bir köylü tarlasında çift sürerken, o mevsimde çok güzel olan hava birden bozulup çok şiddetli kar yağışı ve tipiye döner. Tarlada çift süren çiftçinin öküzlerini salıp köye getirmesine mahal kalmadan öküzlerinden biri soğuktan ölür. Onun için Abrılın beşini herkes, ‘Kork abrılın beşinden, / Öküz ayırır eşinden’ diye ata sözü olmuş.”
“April kimi tökgil ey gözüm yaş
Ol taze bahar gitti elden
Bu sabr ü karâr gitti menden
Nâmûs ile âr gitti elden
Canım dileği refik u yârim
Her nesne ki vâr gitti elden
Düş ayağa gölge tek Hatâyı
Ol serv-i çenâr gitti elden”
Abrıl ayına Azerbaycan Halk Edebiyatında rastlıyoruz. Süleyman Rüstem, 28 Nisan 1920 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin faaliyetine son verilerek Kızıl Ordunun Azerbaycan’ı işgalini bayram olarak anlatan şiirinde Aprel (Nisan) kelimesini mısra başı tekrarlaması olarak kullanmıştı:
“Aprel; bizde bayram, sizde matem,
Aprel; yüklemiştir sırtınıza gam.
Aprel’de gelmiştir işçiler cana,
Aprel can vermiştir Azerbaycan’a.”
Şiirin bir kısmında Aprel/Nisan sözcüğü redif olarak kullanılmıştı. Burada aynı zamanda teşhis sanatını da görmekteyiz:
“Üfledi Turan’ın şem’ini Aprel,
Uçurdu başına damını Aprel.
Sizin cemiyeti öldürdü Aprel,
Sizleri ne yahşı süpürdü Aprel
Sönür, sönecektir Turan ümidi…”
Buna karşı Müsavat Partisi Başkanı şair Mehmet Emin Resulzade Türkçülük Turancılık ideolojisi savunmaktaydı.
Abrılın beşi, arkasından sitte-i sevir günleri çıkmadan yaz geldi sayılmazdı.
Yaz mevsimi dermiş ki, “bir kuşum var ötmezse, bir otum var bitmezse gelmem.” Sözünü ettiği kuş, baykuş veya ibibik kuşu, ot ise üzerlikmiş. Üzerlik geç göverirmiş.
Anadolu’da “Sitte -i Sevir” deyimi abrıl ayının 7. günü ile 12. Gününü. Yeni takvime göre 20-26 nisan arasında 6 gün süren sayılı fırtınaları hatırlatırdı. “Sitte Sevir, her saati bir devir” deyimiyle, bir anı bir anını tutmayan zaman dilimi şeklinde tanımlanır. “Site-i sevir, kapıyı çevir,” diye bir deyimimiz de bulunuyordu.
Bu sayılı günlerin gidip ilk baharın gelişi Dertlî gibi şairlerimiz tarafından coşku ile karşılanmıştı:
Hamdü’l’llâh esti nesîm yelleri
Gitti şitâ geldi fasl-ı nev-bahâr
Zümürrüd-reng oldu çemen illeri
Şükûfe-müzeyyen oldu her diyâr
(Tanrı’ya şükür olsun ki, esti bahar yelleri / Gitti kış, geldi ilkbahar mevsimi / Zümrüt renkli oldu çayır çimenler / Çiçeklerle süslendi her yerler)
Sarı çiğdem evvel geldi dünyaya
Benefşe baş eğip durdu duâya
Seherde bülbüller başlar nevâya
Şecerler semenler verir berk ü bâr
(Sarı çiğdem, önce geldi dünyaya / Menekşe baş eğip durdu duaya / Sabahleyin bülbüller başlar şakımaya / Ağaçlar, yaseminler yaprak ve meyve)
Hakten su yürüdü her bir dırahta
Sümbül saçaklandı gark oldu rahta
Hüsrev-i gül geçti oturdu tahta
Üsküflü goncalar Hürmüz-tâcdâr
(Topraktan su yürüdü her bir ağaca / Sümbül saçaklandı, süslendi / Gülün şâhı geçti oturdu tahta / Saçaklı goncalar taçlı Hürmüz oldu.)
Şiddet-i şitâdan çok çektik zâri
Hele bi-hamdillâh kurtardı Bâri
Ey Dertli medh eyle fasl-ı bahârı
Cihana bir zînet verdi girdigâr
(Kışın şiddetinden çok çektik sıkıntılar / Hele Tanrı’ya şükür kurtardı Tanrı / Ey Dertli övgüler söyle bahar mevsimine / Dünyaya bir süs verdi yaratan)
Abrılın 23. Günü, yani günümüzün takvimine göre, 6 Mayıs Hıdırellez’di. Yılı ikiye bölen gün olarak kabul edilir ki, “Ver Hıdırellez’i vereyim yazı” diye söz vardı. Yaz mevsiminin geldiğine işaretti.