Bazı eserler vardır ki, emek, bilgi, ilham ile ilim ile irfanın harmanlanması ile zuhura gelir. Türk Edebiyatı Vakfı  Yayınları arasında yayınlanan,  Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr (Kuşların ilahisi' adlı kitabı, günümüz manevi boşluğunda bocalayan ve arayış içindeki insanlığa, asırlar öncesinden, Yazar ve Mütercim Cemal Aydın'ın son derece titiz ve mesuliyet sahibi bir münevver şahsiyetin hassasiyeti ile tercümesi okuyucuları ile buluştu.  Eva de Vitray-Meyerovitch ve Roger Garaudy'nin eserlerini tercüme eden ve okuyucuları ile buluşturan  Aydın'ın,  bu yeni tercümesi de, gece gündüz gönül ile emek ile bilgi ile harmanlanmış bir eser. Bu eser Batı dillerinde çok sayıda tercüme edilmiş ve ünlü pskiyatristler ve psikologlar tarafından, kaynak eser olarak baş tacı edilmiştir.  Cemal Aydın ile   Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr (Kuşların ilahisi' adlı kitabı ve günümüz insanı açsısından önemi hakkında görüştük.

Ferîdüddîn Attâr kimdir ve Tasavvuf tarihi ve edebiyat tarhimizdeki yeri ve önemi hakkında bilgi verir misiniz?

Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrahim-i Nîşâbûrî, Horasan Selçuklularının son zamanlarında, büyük bir ihtimalle 1174'te Nîşâbûr'da dünyaya geldi ve 1248'de bir Moğol askeri tarafından şehit edildi. Eczacılık ve tıp ile meşgul olduğu için "Attâr" lakabını aldı ve bu lakapla meşhur oldu. Büyük bir âlim, çok güçlü bir şair ve ilâhî aşkı en güzel dile getiren bir sûfî idi. Küçük yaştan itibaren ve özellikle kendisini tasavvufa verdikten sonra birçok seyahatlerde bulundu. Irak, Şam, Mısır, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkistan'a yaptığı bu seyahatlerden sonra Nîşâbur'a döndü ve orada inzivaya çekildi. Kendisi, peygamberler ve veliler hakkında birçok kitap okuduğunu ve otuz dokuz yıl müddetle tasavvufla ilgili şiir ve hikâyeleri toplamaya devam ettiğini söyler. Huzura Dair, Kuşların Dilindeki Sırların KitabıTasavvuf erbabının sırlarını öğrenip makam ve hallerini incelemekle yetinmemiş, tasavvufu benimseyip içine girmiş ve kendisinden sonra yaşayan Hz. Mevlânâ, Şebüsterî, Sadi, Hâfız ve Molla Câmî gibi pek çok  mutasavvıf-şair ve edibe önderlik etmiştir. Özellikle Hz. Mevlânâ'nın Attâr'ı âşıkların önderi sayması, tasavvuf yolunda kendisini küçük, onu büyük görmesi, eserlerinden büyük ölçüde faydalanması, hatta onu "ruh", Senâî'yi de ruhun "iki gözü" olarak kabul etmesi, Hallâc'daki nurun Attâr'ın ruhunda tecelli ettiğini ve Hallâc'ın Attâr'a mürebbi olduğunu söylemesi elbette bir sebebe dayanmalıdır.  Tabiatı, ruhu ve fikri sürekli cevelân halinde olan Attâr, insanlığa nazım ve nesirde önemli eserler armağan etmiştir. Manzum eserlerinin 100.000 beyit civarında olduğu söylenir. Ciddi araştırmacılara göre, Attâr'ın günümüze kadar gelen ve onun olduğunda şüphe bulunmayan yedisi manzum, biri mensur sekiz eseri vardır: İlâhînâme, Esrârnâme, Musîbetnâme (Cevâbnâme adıyla da bilinir), Ħüsrevnâme, Muħtârnâme, Mantıku't-Tayr (Makamât-ı Tuyûr, Makâlâtü't-Tuyûr veya Tuyûrnâme adlarıyla da anılır), Dîvân, Tezkiretü'l-Evliya.

BU ESER BİR İSLAM SUFİ-ŞAİRİNİN ŞAHESERİDİR

Hz. Mevlana ve daha pek çok mutasavvufa tesir etmesindeki sır nedir?

Bu eser, Hz. Mevlâna'nın "Attâr yedi aşk şehrini dolaştı, bizse hâlâ bir küçük sokağın başındayız!" diyerek övdüğü, bir İslâm sûfî-şairinin şaheseridir. Bu eser, yine Hz. Mevlâna'nın "Ben söz söylemede Şeyh Attâr'ın kulu kölesiyim! Ey dost, her ne söyledimse onu Attâr'dan duymuşum!" dediği bir üstadın kitabıdır. Hz. Attâr, Hz. Mevlâna'ya henüz çocuk yaştayken Esrarnâme adlı kitabını hediye etmiş ve Mevlâna hazretleri bu eseri ömür boyu yanından hiç eksik etmemiştir. Gülşen-i Râz'ın yazarı Şebüsterî, "Yüzlerce yıl geçer de Attâr gibi bir şair gelmez!" der. Şeyh Galib de Attâr'dan ilham aldığını söyler. Hz. Attâr, bu eseri yazmak için velilerin hayatlarıyla ilgili bin kadar eser okudu. Tasavvuf bilgisi ile şairliğini bir araya getirerek tasavvuf edebiyatında yepyeni bir çığır açtı. Kendisinden sonra gelen Mevlâna başta olmak üzere, Hâfız, Sâdi, Molla Câmî, Şebüsterî ve Şeyh Galib gibi pek çok şair ve mutasavvıfı etkiledi. Bu kitaptan ilhamla pek çok şair Mantıku't-tayr'ın bir benzerini meydana getirmek için yarıştı. Batı dillerinin hemen hemen hepsine defalarca tercüme edilen (Fransızcaya dört tercüme ve iki adaptasyon), dünyanın pek çok diline aktarılan ve bütün insanlığa seslenen bu eser, herkesi etkileyen kendine özgü çok çarpıcı bir özelliğe sahiptir. Dünyanın seçkin aydınlarının sık sık göz atmak ihtiyacı duydukları bir başucu kitabıdır. Büyük psikolog ve psikiyatristlerin de insan ruh ve karakterini anlamak için  kullandıkları bir kaynak eserdir.  Bu eserin en büyük özelliği, insanı eski hâlinde bırakmaması ve onu gönül adamlığı yolunda ilerlemeye yönlendirmesidir.

İSLAM KLASİKLERİ, 'İNSAN SÖZÜ'NDEN ÖTE ESERLERDİR

Attâr'ın, bu eseri bu gün dünyada psikologlar  ve psikiyatristler tarafından kaynak eser olarak kullanılmasındaki neden nedir?

Zaten İslâm klâsikleri, "insan sözü"nden öte eserlerdir. Çünkü âyet, hadis ve velilerin hikmetleriyle ilmek ilmek dokunmuş şaheserlerdir onlar. İslâm klâsiklerinde dünyaya", Kur'ân'ın ifadesiyle "gerçek hayata" göre programlanmış ruhun özlem ve ihtiyaçlarına cevaplar vardır. Bu eserdeki kuşlar öyle rastgele kuşlar değildir, aksine onlar ruh-kuşlar veya kuş-ruhlardır. Canlar Canı için koşturan ruhlar, yani bizzat insanlardır. Bizlerin terbiye edilmesi gereken dünyayı önceleyen, âhireti öteleyen nefisleridir. Farklı farklı insan karakterleridir. Tasavvufa göre insan ruhu, cennet hayatından, o erişilmez, aklın, hayalin ve havsalanın alamayacağı bir güzellik, sonsuz bir mutluluk, bitimsiz neşe, sevinç ve kesintisiz bir huzur âleminden bu dünyaya sürgün edilmiştir.  Bazı ruhlar geldiği o benzersiz mutluluk ve huzur âleminin tam farkındadır (peygamberler ve veliler gibi), bazısı az farkındadır (takva sahipleri gibi), bazısı ise hiç farkında değildir (insanların çoğunluğu). Fakat biz farkında olmasak da, ruhumuz içten içe orayı özler ve o ayrılığın acısını çeker. Bizler ister bilincinde olalım, ister olmayalım, kovulduğu ve artık unuttuğu o âlemin sancısıyla ruhumuz hep huzursuzluk içinde kıvranır. O yüzden bu dünyada hiçbir şey insanı sürekli mutlu etmez. Tam mutlu ve huzurlu olacağını sandığı anda, derin bir mutsuzluk ve huzursuzlukla burun buruna gelir. Cennetteyken nice tarifi imkânsız güzellikleri, büyüleyici güzel sesleri, göz kamaştıran bir âlemi ve muhteşem bir yaşantıyı görmüş ve tatmış olan ruhlarımız, toprak ve su karışımından, yani balçıktan oluşan şu bedende artık tam bir zindan hayatı sürmektedir. Tıpkı bir kafese hapsedilmiş kuş misali çırpınır durur. Hep o âlemin özlemiyle yaşar. Eskiden tattığı o unutulmaz hâllerin hasretiyle her an yanar kavrulur. Bizler unuttuk o âlemi. Çünkü kimimiz makam ve mevkie kapılandık. Kimimiz servete boğulduk. Kimimiz karşı cinse takılıp kaldık. Kimimiz daha nice türlü türlü şeyleri putlaştırıp tapar olduk. Nefislerimiz kendine yeni yeni nice putlar edindi. Öylesi ihtişamlı bir âlemi unutan ruhlarımıza işte bu kitap bir hatırlatmada bulunuyor. Tekrar ona kavuşmanın sırlarını veriyor. Nefsimizin yonttuğu her türlü puttan ve zaaflarından kurtulmanın çarelerini gösteriyor. Allah'a hakkıyla kul ve Peygamberine lâyıkıyla ümmet olabilmenin reçetelerini sıralıyor.

ESERDE, AYET, HADİS VE ÜNLÜ BİR VELİNİN SÖZÜ VE HAYATINA GÖNDERME VARDIR

Attar, eserinde bu ifade ettiğiniz reçetesinde, referans olarak, kaynak olarak hangi eserleri göstermektedir?

Baştan sona şiir olan ve gerçekten de şiir akıcılığındaki bu eserin neredeyse her bir mısraı ya bir âyete göndermedir, ya bir hadise, ya da ünlü bir velinin hayatına veya sözüne... Düz yazıya çevirdiğimiz bu mısralarda, ayrıca o dönemlerin kendine has anlayışları, görüşleri, görgüleri, benzetmeleri, efsaneleri ve değerlendirmeleri de vardır. O yüzden de Şark İslâm klâsikleri arasında yer alan Mantıku't-tayr gibi eserler, bolca dipnot düşülüp gerekli açıklamalar yapılmadan hakkıyla anlaşılmaz. Bütün bunları göz önünde bulundurarak eseri günümüz insanının rahatça kavrayabilmesi için elimizden geleni yaptık. 550'ye yakın dipnot koyduk. Öyle sanıyoruz ki insanımız bu kitabı hem zevkle okuyacak, hem de dipnotların da yardımıyla hayli doyurucu bilgiler edinecektir. Tercüme, Hz. Attâr gibi Horasanlı, dolayısıyla da hemşerisi olan ve Princeton Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr. Muhammed Rıza Şefî'î Kedkeni'nin tenkitli metninden hareketle yapılan Fransızca çeviriler ile Farsça orijinal metin dikkate alınarak yapıldı. Kedkeni, otuz yıl süren bir emekle 500'den fazla elyazmasını gözden geçirip en sahih metni ortaya koymuştur. Fransızca başta olmak üzere Batı dillerine yapılan son tercümeler de artık o metne göre gerçekleştiriliyor.

Attâr hazretlerinin ne demek istediğini tam olarak yansıtabilmek için elimizden gelen bütün özeni ve titizliği gösterdik. Mesajını en doğru bir şekilde aktarabilmek için sadece Farsçasına, Türkçe çevirilerine, Osmanlı dönemindeki tercümelerine bakmakla yetinmedik, Fransızcadaki dört ayrı çevirinin hepsini, özellikle eski çevirilerdeki hataları giderip en mükemmel şekilde yapılan son iki tercümeyi ve bu arada Arapça tercümesini de dikkate aldık. Bu arada Fransızca tercümelerde düşülen çok sayıdaki dipnottan da hayli yararlandık. Gönülleri arındırıp Allah'a hakkıyla bağlanmanın yollarını gösteren bu kitabın, biz âciz başta olmak üzere bütün okurlarına ilâhî huzura götüren yolları açmasını diliyoruz.

ATTÂR OKURUNA SESLENİYOR!

Huzura Dair, Kuşların Dilindeki Sırların KitabıEy Allah yolunun yolcusu! Benim bu kitabımı ne bir şiir kitabı olarak gör, ne de bir bilgiçlik eseri olarak değerlendir! Çileyle kaleme alınmış bu beyitlere dikkatle bak, bak da benim yüz çilemden birini olsun sen de hisset! Bu kitabımı dertle ve ıstırapla baştan sona okuyan kişi, elinde mutluluk belgesiyle o Yüce Eşiğe erişir...

Bu kitabı anlayarak okuyan, işinin eri olur. Bizim dediğimizi kavrayan, en büyük kârı elde eder. (Söylediklerimin içeriğine değil de) şekle bağlanıp kalanlar, burada anlattıklarımın içinde boğulur giderler. Dediklerimin manevî anlamını sezenlerse, benim sırlarımın sırdaşı olurlar. Bu kitap, bütün zamanların süsüdür; bu kitaptan seçkinler de nasiplenir, sıradan insanlar da. Buz gibi soğuk bir adam bu kitabı görse, perdenin arkasından (gaflet perdesini yırtmış olarak) ateş gibi tutuşarak çıkar.  Benim mısralarım harikulâde özelliklere sahiptir, (okuyana) her an gittikçe daha fazla (manevî) kâr ve kazanç getirir. Mümkün olduğunca ne kadar sık okursan, onlar da sana her seferinde kesinlikle çok daha hoş gelecektir. Özene bezene yetiştirilip büyütülmüş bu gelin, sana duvağını bir çırpıda değil, ancak azar azar açacaktır. Bu kitap, birine Yolu gösterir ve onun önünden Yolun perdesini kaldırırsa, söyleyin, o kişi o mutluluğa erdiğinde, dualarında bu yazarı da ansın! Ben bu (manevî) bahçenin güllerini sizlere serptim, ey dostlar, siz de beni artık hayırla yâd eyleyin!

KERAMETLE UYARILAN ADAM

Babasının attâr dükkânında müşteri beklerken, bir derviş çıkagelir. Kendisinden sadaka ister. Hiç oralı olmaz. Derviş ona hiç beklenmedik bir soru sorar: Acaba sen nasıl öleceksin? Dükkân sahibi önce şaşırır, ürperir, irkilir, ardından kendisini toparlayıp "Sen nasıl öleceksen ben de öyle!" cevabını verir. Derviş hemen orada dilenci kâsesini başının altına koyup yere uzanır ve ruhunu teslim eder. Dervişin bu kerameti karşısında donup kalan Attâr, hemen iş yerini kapatır ve kendini gafletten uyandırıp Allah'a yöneltecek yolu aramaya koyulur. Yıllarca çile çekerek bunu başarır. Hem de öylesine başarır ki bu dünyadan göçerken o dervişin kerametinden çok daha erişilmezini göstererek Rabbine kavuşur. Şöyle ki: Ülkesinin istilâsı sırasında bir Moğol askerinin kılıç darbesiyle kopardığı başını hemen iki eliyle yakalar, dimdik ayakta yürür gider. Bu hâli gören o gaddar Moğol askerlerinin hepsi de şaşar kalır ve ellerinden kılıçları düşer. Halksa dehşete kapılır. Binlerce insan Allahü Ekber nidalarıyla ve dualarla onu izler. Sonunda mezarlıkta kabri olacak noktaya varır, yere yatar, başını boynuna koyar ve şehit olarak cenaze namazının kılınmasını bekler.

CEMAL AYDIN KİMDİR?

1948 Isparta doğumlu. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız ve Roman Dilleri ve Edebiyatları bölümü mezunu. Fransızca öğretmenliğinden emeklidir. Bir ara gazetecilik ve köşe yazarlığı da yaptı. Müslüman olup Havva adını alan Eva de Vitray-Meyerovitch ve Roger Garaudy'den yaptıkları çeviriler başta olmak üzere 40'ı aşkın tercümesi ve Taşa Kazınan İhanet adlı bir de telifi bulunuyor. Tercüme ve telif çalışmalarına devam ediyor.