Depreme ne yazık ki hazırlıksız yakalandık. Kurtarma çalışmalarında yeterince organize olamadık, ilk etapta müdahale edemedik, geç kaldık. Kısaca enkaz altında kaldık.
Bugüne kadar başarısız olduğumuza göre asıl sorulması gereken soru, bundan sonra ne yapacağız, neler planlayacağız?
İlmi, tedbiri, çalışmayı bir kenara bırakıp bugüne kadar olduğu gibi her şeye “kader” mi diyeceğiz!
Bundan sonrası için ilmin ışığında gerekli tedbirleri alacak mıyız?
En azından bugün itibariyle yapılacak binalar, yollar, havaalanları ilmin ışığında sağlam, depreme dayanıklı mı yapılacak? On gün sonra her şeyi unutup, bildiğimiz gibi devam edecek miyiz?
Ne yazık ki, yine her şeyi kadere bağlama eğilimi var.
Çünkü her şeyi kadere bağlamak birilerinin işine geliyor. Sorumlular hesap vermekten kurtulacak, mezar gibi bina dikenler hiç hesap vermeden yeni mezarlar inşa edecek.
Her şeye göz yuman siyasiler, yine her şeye göz yummaya, kendi yandaşlarını koruyup kollamaya devam edecekler.
Yapanın yanına kâr kalacak!
İlmi bir kenara bırakıp, üzerine düşen sorumluluğu zerre kadar yerine getirmeden kum yığını bina dikilmesine göz yumup, mezar binalara iskân verdikten sonra “kader” deyip geçiştirmek, haşa suçu Allah’a yüklemektir.
Lütfen kimse yanlış anlamasın, kimse farklı çıkarımlar yapmasın.
Deprem kaderdir, Allah’ın takdiridir; ancak kum yığını bina dikmek, market için kolonları kesmek, kolonların kesilmesine göz yummak, mezar binalara iskân vermek, hırsız müteahhitliği teşvik etmek kader değildir, cehalettir, felakettir.
Her şeyi kadere bağlayanlar, ince siyasi mühendislik yapıyor. Sorumlu oldukları halde, her şeyi kadere bağlayarak hesap vermekten kaçıyor.
Artık her şeyi kadere bağlama hastalığından kurtulalım, her şeyi kadere bağlayanlara da itibar etmeyelim.
Herkes işini yapsın, işini yapmayanlardan da hem adli, hem siyasi olarak hesap sorulsun. Eğer hesap sorulmuyorsa, birileri hesap vermiyorsa millet olarak hesap soralım…
Sorumlular hesap vermezse, biz hesap sormazsak, yapanın yanına kâr kalırsa…
Yine her şey kadere bağlanacak…
Hiçbir sorumlu hesap vermeyecek…
Allah korusun yine enkaz altında kalacağız!
*****
Hiç unutmayalım
Aslında evimizin çok küçük olmadığını ya da çok soğuk olmadığını, yattığımız yatağın, üstümüzdeki yorganın markasının çok da önemli olmadığını…
Yediğimiz yemeğin tuzunun, salçasının, etinin, sebzesinin az ya da çok olmasının çok önemli olmadığını, yemeğimizin beş on dakika gecikmesinin önemsizliğini…
Ballandıra ballandıra anlattığınız telefonunuzun, arabanızın markasının, yazlığınızın, zenginliğinizin çok önemli olmadığını…
Milyonlarca liraya aldığımız konutun belki de mezarımız olabileceğini…
Üstünüzdeki montun, ayağınız üşümesin diye bir köşede duran battaniyenin kıymetini, sıcak bir çayın, çorbanın ekmeğin nasıl da kıymetli olduğunu…
Kalbini kırdığınız bir insanın gönlünü almaya vaktiniz olamayacağını…
Kaçırdığınız trenin, vapurun, dolmuşun arkasından telaş yapmanın ne kadar gereksiz olduğunu…
Nerede nasıl yattığınızın değil de nerede nasıl, ne halde uyanacağınızı ya da uyanamayacağınızı…
Üzerinizde uyuduğunuz yorganın yerine, moloz yığınlarının altında kalabileceğinizi...
Bu afetler, felaketler, hep ders olmalı, unutulmamalı…
Zenginliğin, malın mülkün, makamın emanet olup insanlığın kalıcı ve gerekli olduğunu…
Sevdiklerinizin kıymetini bilin, kalbini kırmayın, yediğinizi içtiğinizi israf etmeyin…
Emanet olan hayatımızı, canımızı, ne zaman nerede teslim edeceğimiz belli değil…
Yaptığınız işin, imalatın ya da sorumluluk alanlarınızdaki davranış ve mesuliyetin, insan hayatına nasıl da olumsuzluklar yaşatabileceğini, ölümlere sebep olabileceğinizi hiç aklınızdan çıkarmayın…
Demem o ki namuslu şerefli vicdanlı yaşayın, yaşayalım…
(Alıntıdır)
*****
TEBESSÜM
Kimden yanasın
Köy kahvesinde Temel ile Dursun sohbet ediyordu. Dursun, Temel’e sorar:
- Söyle bakalım, tenha bir yerde bir domuzla karşılaşsan ne yaparsın?
- Ne yapacağım, tüfeğimle ateş edip vururum onu!
- Peki ya, silahın yoksa?
- Sopayla kafasına vururum!
- Diyelim ki, yanında sopa da yok?
- Bıçağımı saplarım o zaman!
- Elini attın ki, bıçağın da yok yerinde!
İyice tepesi atan adam Temel, elini masaya vurur:
- Söyler misin dostum, sen benden yana mısın, yoksa domuzdan yana mı?
*****
GÜNÜN SÖZÜ
Kadermiş öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru;
Belanı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.
Mehmet Akif Ersoy