Geçtiğimiz haftanın siyasi gündemini tamamen Sam Amca işgal etti. İran devşirmesi işadamı Rıza Sarraf'ın (Rezza Zerrab) tutuklanmasıyla yazılan senaryolara, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti de harmanlanınca, ister istemez gözler Washington'a çevrildi. Umudunu tamamen "dış güçlere" bağlayanlar ile tüm olumsuzlukları "şer odaklarına" yükleyerek sorumluluktan kurtulma kolaycılığına kaçanlar için de iyi malzemeydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, ABD'de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun karşılamasından tutun da, bir albay ve emrindeki bir manga askerden ibaret kalmasına kadar güzellemeler yazıldı.

Cumhurbaşkanı'nın programı, birkaç cılız tepki ve o tepkileri bastıran böğürtülerden etkilenmeden devam etti. Siyasi özeti "Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığından ibaret olanlar tam umutlarını kaybetmek üzereydi ki, Rıza Sarraf'ı tutuklayan "milli kahraman" Savcı Bharara şok bir twitt attı: "Kirli politikacıların cezaevine atılması bir gereklilik olabilir ama bu yeterli değil." Yine bu söz üzerine güzellemeler, senaryolar vs. vs.

Bir taraf savcı Bharara'ya güzellemeler sıralarken, tribünlerin öbür tarafında ne oluyordu peki?

Tüm enerjisini "Recep Tayyip Erdoğan'ı savunuyorum" gösterişiyle absürt senaryolar yazmaya harcayanlar, çoktan Savcı Bharara'yı "şer odağının adamı" ilan etmişti bile. Bharara'nın daha önce hakkında dava açtığı politikacıların bile aklına gelmeyen, söylemeye cesaret edemedikleri "gizli" bağlantıları ortaya çıkarılmış, Türkiye'ye ve Recep Tayyip Erdoğan'a komplo kuranların maşası düğmeye basmıştı.

Yetmedi, ABD Başkanı Barack Obama da, "şer ittifakı"yla işbirliği yapıyor, hatta bu şer ittifakının kuklası olmuş, Türkiye'ye ve Recep Tayyip Erdoğan'a karşı sinsi planları uygulamaya koymuştu. "Stratejik düşmanlık" başlığı altında öyle senaryolar okuduk ki, Beyaz Saray'ı Obama'nın başına yıkmak geldi içimizden...

Ama hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Obama'nın 50 dakikalık görüşmesi gerçekleşince "Şer ittifakı ters köşe" diyerek durumu toparladık. Barack Obama imana gelmiş, Türkiye'ye karşı sinsi planların oyuncağı olmaktan vazgeçmişti...

* * *

Görüşme resmi değildi ve tamamen iki devlet başkanının sohbetinden ibaretti. Görev süresini tamamlamak üzere olan Barack Obama'nın bu saatten sonra ne ABD'nin politikalarına yön verme şansı var, ne de Türkiye'ye...

Kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkarıp "devekuşu rehaveti"nden kurtulalım önce. At gözlüğüyle olaylara bakarak daha kaç duvara toslayacağız, kaç kez mahcup olacağız veya daha kaç hayal kırıklığına uğrayacağız? Hatta, sırtımıza daha kaç hançer yiyeceğiz?

ABD Başkanı Barack Obama, George W.Bush'tan devraldığı Büyük Ortadoğu Projesi'ni bugüne kadar büyük titizlikle yürüttü. "Arap baharı" güzellemesiyle bize de pazarlanan proje gereği, petrol, doğalgaz ve içilebilir su kaynakları ile nakil hatlarını kapsayan ülkelerin dizaynı için "zemin temizliği" sağ salim bugüne kadar geldi.

ABD'yle yıldızı hiç barışmamış olan Irak, Libya, Suriye yerle bir edildi, istikrarsızlaştırıldı...

Washington siyasi, Pentagon ise askeri olarak üzerine düşen rolü harfiyen yerine getirerek yüksek Amerikan menfaatleri için yazılmış planı tıkır tıkır uyguladı.

Suriye'de Rusya'nın devreye girmesiyle hedeften sapmış gibi gözükseler de, Putin-Obama arasında kadeh tokuşturularak kutlanan gizli mutabakat planı daha da pekiştirdi.

Avrupa ülkelerini zor durumda bırakan mülteci sorunu da Türkiye sayesinde çözüldü ve Batı için problem kalmadı.

* * *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti, Türkiye açısından hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Önce bunu kafamıza sokalım. Çünkü, dünya devletlerinin "nükleer silah iki yüzlülüğü" çerçevesinde yapılmış bir toplantı vardı ABD'de, o kadar... Tıpkı, sırtlarında taşıdıkları kürkleri vestiyere bırakıp, hayvansever dernekler yararına düzenlenmiş yardım gecesine katılanlar gibi geldi o toplantıya dünya devleri. Bizim nükleer silahımız, nükleer silah çalışmamız olmadığına, elimize tesadüfen geçmiş 5-6 kilo zenginleştirilmiş uranyumu da yıllar önce ABD'ye teslim ettiğimize göre, bu toplantı çok da önemli değildi ülkemiz için.

Türkiye, bugün hava, kara ve deniz kuvvetleri ile Ortadoğu'ya çöreklenmiş devletlerin yazdığı Sevr Antlaşması şartlarıyla yeniden karşı karşıya bugün.

Baharın gelmesiyle birlikte savaşı tırmandıracak PKK-PYD yanında IŞİD belası da büyük riskler oluşturuyor. Amaç ise, petrol, doğalgaz ve içilebilir su kaynakları ile nakil yollarını, Sevr'i dayatan ülkelerle ABD'nin mutlak denetimi altına almak...

Kurtuluş Savaşı öncesinde, Sevr'den yana tavır koyup, İngiliz mandacılığını savunanlar ve İngiliz Muhibbleri Cemiyeti kuranlara karşı Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadolu'da yaktığı direniş ateşinin kıymetini bilenler için önemli bir sınav dönemi var önümüzde. Osmanlı'nın son dönemlerinde olduğu gibi iç siyasi kavgalarla ülkeyi emperyalistlere yem etmekle, tek vücut olup oyunu bozma zamanıdır artık. Gaflet ve dalaletten uyanıp, hıyanete karşı tek vücut olma zamanıdır...